YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

16 Eylül 2017 Cumartesi

UKRAYNA AŞK TÜNELİ...



TyHénb KOXAHHR.
Ya da Tunel Kokhannya.
Ukrayna'ca.
"Aşk Tüneli" anlamında...

Bu Tünel Ukrayna'da.
Bir tren yolunda.
Klevan yakınlarında.
Kovel ile Rivne istasyonları arasında...

Tüm uzunluğu 6.5 kilometre.
4.5 km'lik bölümü ise.
Ağaçlarla örtülü bir bölge.
Ve bildiğimiz tünellere pek benzememekte...

Burası Klevan beldesine.
Yürümekle 7 km mesafede.
Buraya geldiğinizde, orman içinde.
Karşılaşıyorsunuz doğal bir tünelle...

Katolik bir Polonyalı'yla.
Ortodoks bir Ukrayna'lı genç kız arasında.
Geçtiğine inanılan bir aşkla Klevan'da.
Çıkmış bu tünelin öyküsü ortaya...

Polonyalı bir mühendis görevlendirilir Klevan'a..
Orman içinden geçen kısa bir yol yapmakla.
Mühendis aşık olur bu kıza.
Daha ilk gördüğünde, kısa zamanda...

Polonyalı mühendis ağaçların arasında.
Başlar bu tren yolunu yapmaya.
Akşamları da kızla buluşurlar burada.
Bu tren yolunda, ağaçlar arasında...

Ancak, iki gencin inançları farklıdır.
Mezhepleri ayrıdır.
Kızın ailesi evlenmelerine karşıdır.
Yolun yapımı biter, Mühendis oradan ayrılır...

Geçen zamanda.
Trenlerin geçmesiyle bu yolda.
Yemyeşil bir tünel oluşur.
İsmi de "Aşk Tüneli" konulur...

Sosyal paylaşım ortamlarında.
Buranın fotoğraflarının yayınlanmasıyla.
Öykü yıllar sonra hatırlanır.
Ve bu doğal tünel pek meşhur olur...

Şimdilerde yolu düşenler bu civara.
Mutlaka Klevan'a uğramakta.
Genç aşıklar el ele tutuşmakta.
Ve bu tünelde romantik bir yürüyüşe çıkmakta...

Bu romantik öyküye.
Belki daha akılcı bir hikâye ile.
Şu şekilde.
Karşı gelinmekte:

II. Dünya Savaşı sırasında.
Sovyetler zamanında.
Kullanılmış bu ağaçlıklı tünel aslında.
Gizli amaçlı vagonları saklamakta...

Her neyse.
Günümüzde.
Aşıklar akın akın bu tünele gelmekte.
Aşklarını da çoğunlukla burada ilan etmekte...


Ukrayna Aşk Tüneli Fotoğraflarım:

.

14 Eylül 2017 Perşembe

SHEVCHENKO...



Adrian Shevchenko'yu.
Ya da yalnızca Şevçenko'yu.
Futbolla ilgisi olanlar tanır.
Attığı golleri de iyi bilir...

İki hafta önce.
Kharkiv'de.
Milli Takımımız Ukrayna'ya 2-0 yenildiğinde.
Şevçenko,  Ukrayna Teknik Direktör'üydü...

Şevçenko, esas ününü Dinamo Kiev'de yaptı.
İyi bir golcüydü, üstüste Kupalar kazandı.
Sonra Milan takımına geçti.
İtalya'da da Gol Kralı oldu...

Ardından Chelsea takımına seçti.
2012'de futbolculuğa veda etti.
21. yüzyılın en iyi golcüleri.
Sıralamasında 74 golle yerini edindi...

Futbolcu Şevçenko'yu.
Çoğumuz, tanır ve biliriz de.
Taras Shevchenko'yu.
Nedense çok azımız biliriz...

Taras Shevchenko da.
Adrian Şevçenko gibi.
Ukrayna'lı.
Futbolcu değil, bir Sanat ve Kültür adamı...

1814 yılında.
Kiev yakınlarında.
Bir köle olarak doğuyor.
47 yaşında Ulusal Kahraman olarak ölüyor...

11 yaşındayken yetim kalıyor.
Okumayı köyünde kendi kendine öğreniyor.
Önce Resim yeteneği keşfediliyor.
1838'de özgürlüğüne kavuşturuluyor...

Rus Çarlığında önemli bir Ressam'dır.
Ukrayna Edebiyatında mühim bir Ozan'dır.
Yazdığı yazılarıyla, şiirleriyle..
Katkı yapmıştır Ukrayna Ulusal bilincini geliştirmeye...

Köleliğin kaldırılması.
İçin yaşamı boyunca savaştı.
Ancak, 10 Mart 1861'de öldü.
7 gün sonra Ukrayna'da köleliğe son verildi...

Shevchenko, büyük bir devrimci.
Sanatçı, şair, düşünür ve milliyetçi.
Modern Ukrayna Dili.
Ve Edebiyatının öncüsü...

Heykelleri var her yerde.
Odesa'da, Liviv'de, Kharkiv'de.
Amerika'da, Kanada'da ve Paris'te.
Bir de adına Üniversite, Kiev'de...

Böylesine ünlü bir aydını.
Böylesine ünlü bir Edebiyatçıyı.
Şevçenko kadar tanımıyorsak yeterince.
Bu eksiklik yeter de artar bize...


Nazım Hikmet'ten "Şevçenko'nun Kalemi" şiiri  (1956):

“... Kapısından içeri girer girmez
Şevçenko karşıladı beni
Gözlerini görür görmez
Eğildim, öptüm elini

Oturduk aynı sofrada, ekmeğini yedim
Dnepr'in suyunda yüzümü yudum
Ustam, bahtı karalığı bilirsin dedim
Arzettim memleketimin halini

Konuştuk şiir üstüne
Yüreğim gibi dedi, yana yana
Şiir düşmeli, dedi, halkın önüne
Verdi bana kalemini...”

11 Eylül 2017 Pazartesi

SHABO...



Ukrayna dilinde Shabo.
Romanca'da Şaba.
Bir bölge Odesa'ya 70 km uzaklıkta.
Akkerman'ın 7 km yakınında...

Burası bir Tatar kasabası aslında.
Kurulmuş 1500'lü yıllarda.
Acha-abag adıyla.
Türkçe'si "Aşağı Bağ" anlamında...

1812 yılında.
Bölgenin Ruslar tarafından işgalinden sonra.
Halkının göçmesiyle Osmanlı topraklarına.
Pek fazla insan kalmamış bu topraklarda...

O dönemde yalnızca 3-4 aile varmış buralarda.
Aleksander I karar vermiş buranın nüfusunu arttırmaya.
İsviçre'nin Vaud bölgesinden insanlar davet etmiş Aşağı Bağ'a.
Üzüm üretimini canlandırmak amacıyla... 

Ancak, yeni gelen İsviçreliler.
Aşağı Bağ'ı bir türlü telâffuz edememişler.
Bölgenin adı önce dönüşmüş Shabağ'a.
Sonrasında da Shaba'ya ve Shabo'ya...

Buraya yeni yerleşenler.
Ve onlardan sonra gelenler.
Dönüştürmüşler Shabo bölgesini günümüzde.
Önemli bir bağcılık üretim merkezine...

Shabo Şarap Merkezi.
Bunlardan birisi.
1300 metrekarelik bir alanda.
Çeşitli içkiler hazırlanıyor bu fabrikada...

1200 hektar'lık bağ alanında.
Chardonnay ve Muscat Ottonel.
C. Sauvignon, Merlot ve Pinot Noir.
Beyaz ve Kırmızı üzüm yetiştiriyorlar...

Her sezonda.
20 bin ton ağırlığında.
Kırmızı ve Beyaz üzüm.
Toplanıyor bu alanda...

13-14 milyon litre Şarap.
Ve 3 milyon litre Konyak.
Şampanya ve Votka üretiliyor burada.
Modern Shabo Fabrikası'nda...

10 dönüm'lük bir alanda.
10 milyon litreden fazla.
Şarap depolanıyor çelik ve meşe fıçılarda.
Yerin 5-10 metre altındaki depolarda...

Odesa gezimizin ikinci gününde.
Bir gezi gerçekleştirdik bu çağdaş üretim merkezine.
Çok güzel düzenlenmiş Tadım Merkezi'nde.
Şarapların tadına baktık hep birlikte...

Burada, eski topraklarımızda.
Bakıp bakıp hayıflandık Shabo'da..
Ana vatanımızda. 
Şarap üretiminin acıklı durumuna...


Shabo Şarap Fabrikası Fotoğraflarım:


.

8 Eylül 2017 Cuma

AKKERMAN...


-31 Ağustos 2017, Perşembe-

Akkerman; Basarabya bölgesinde.
Bilhord beldesinde stratejik bir kale.
Odesa'ya 70 km mesafede.
Dinyeper nehrinin Karadeniz'le birleşim yerinde...

Miletliler'ce.
Kurulmuş MÖ 600'lü senelerde.
Sonradan kullanılmış çeşitli medeniyetlerce.
Stratejik önemi nedeniyle...

Bu kale Bizans zamanında.
Anılmış Asperon adıyla.
Beyaz deniz kabuklarıyla.
Dolu kıyısı dolayısıyla...

Antik Yunanlılar.
Leucopolis demişler.
Yani Beyaz şehir.
Diye isimlendirmişler...

Romanya'lılar da.
Cetatea Alba.
Yani, Beyaz Kal'a.
Adıyla...

"Akkerman" kelimesiyle.
Yerel Türk dillerinden Peçenekçe.
Ak şehir veya Ak kaya tercümesiyle.
Şimdiye dek adını vermiş bu bölgeye...

Akkerman.
Dinyester nehrini denetlemede.
İlk ya da son kale.
Olmakla önemli bir bölge...

Bu kale 1484 senesinde.
Sultan II. Bayezid'in.
Boğdan seferinde.
Girmiş Osmanlı egemenliğine...

Osmanlı döneminde.
Balkanları kontrol etmekte.
Stratejik bir öneme.
Sahipti bu Kale...

1789 senesinde.
Rus kuvvetlerince.
Ele geçirildi.
Akkerman Kale'si...

3 yıl sonra.
1792 yılında.
İmzalanan Yaş Antlaşması'yla.
Yeniden verildi Osmanlı'ya...

1806 senesinde.
Uğradı tekrar Rus işgaline.
1812 Bükreş Antlaşması ile de.
Verildi Rus Devleti'ne...

Akkerman tam 325 sene.
Serhat kalemizdi bu bölgede.
Hüzünle dolaştık ecdadımızdan kalan bu yerlerde.
Ak kelimesinden başka bir anı kalmayan bu kalede...


Akkerman Kalesi Fotoğraflarım:

.

6 Eylül 2017 Çarşamba

ODESSA...




- 30-31 Ağustos 2017-

Kurban Bayramı'nda gittik Ukrayna'ya.
Kiev'e, Liviv'e ve Odessa'ya.
Ankara Üniversitesi Kültür Gezginleri grubuyla.
Samsun'dan YavuzTur'la ve Ülgen Yavuz'la...

İstanbul'dan bindik uçağa.
Yol aldık Karadeniz  batı kıyısı boyunca.
1.5 saatlik bir uçuşun sonunda.
İndik Odessa Havaalanı'na...

Odessa şehrine.
4 ay önce de gelmiştim.
Oranın güzelliklerini görüntülemiş.
Ve anılarımı da bloğumda yazmıştım:
http://yucel-tanyeri.blogspot.com.tr/2017/05/odesa.html

Tüm istememe karşın o gezimde.
Potemkin Merdivenleri'ni görememiştim.
Ama günün birinde bu Merdivenleri görmeye.
Geleceğim demiştim...

Aykut Hoca'mızla.
Ve Rehberimiz Anna'yla.
YavuzTur'un güzel ağırlamasıyle.
Bu kez de doyamadık Odessa'ya...

1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda.
Yapılan Yaş Antlaşması'yla.
Kadim Dostumuz Kraliçe Katerina'yla.
Bi şekilde anlaşarak veda etmişiz Odessa'ya...

Çariçe Katerina.
Bu savaşın sonunda.
Karar veriyor bir Liman yapmaya.
Odessa'ya...

Odessa kenti biraz yukarıda.
Liman ise biraz aşağıda.
Bu nedenle 1837-1841 yılları arasında.
Başlanıyor 200 basamaklı bir merdiven inşasına...

Bu devasa merdivenlere.
Primorsky Merdivenleri adı verilse de.
1905 senesinde.
Acı bir olay yaşanıyor bu merdivenlerde...

Şubat Devrimi'nin başlangıcında.
Potemkin Zırhlısı'nda çıkan isyanla.
Ve Odessa halkının bu isyana katılmasıyla.
Çarın askerleri bu merdivende başlar katliama...

1917 senesinde gerçekleşecek olan.
Sovyet Devrimi'nin ilk başlangıcıdır.
Potemkin Zırhlısı'nda olan olaylar.
Ve bu merdivenlerde yaşananlar...

Bu ayaklanmayı ve katliamı.
Sergei Eisenstein adlı.
Sinema yönetmeni dile getirir 1925 senesinde.
"Potemkin Zırhlısı" isimli siyah-beyaz filmiyle...

Primorsky Merdivenleri'nin ismi 1955 senesinde.
Sovyet Devrimi'nin 50. yıl dönümünde.
Sovyetler Birliği yönetimince.
Çevrilir "Potemkin Merdivenleri"ne...

"Karadenizin İncisi" tanımlamasına.
Çok uygun bir kent Odessa.
İki gün de, iki defa da gelmek yetmiyor asla.
Bu güzel kente doymaya...


Yeni Odessa Fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipNF7irvqXuNjdWqQeG6-_FL9MPiD_xcKjK4gO97-ZmtMXjZk9aJBVeOxnNjw-uzYg/photo/AF1QipPJIOyc2zRdaabERzXZvJs6YSmrtJIAZzU_iDQ2?key=RHJ5ZXNwUkMtRHNfbW1oRjFFQ2Fqa3Y5MWctam9R
.

24 Ağustos 2017 Perşembe

BALTİMORE...


Maryland Eyaleti'ndeki.
Baltimore kenti.
Bizim kaldığımız yere.
Uzaklığı yaklaşık 60 kilometre...

Bir Cumartesi öğlenden sonra.
Gittik Baltimore'a.
5-6 saat kaldıktan sonra.
Yeniden döndük Washington'a...

Chesapeake körfezinde.
Dünyanın 3. büyük haliçinde.
Kurulmuş 1730 senesinde.
İlk Valisi de Lord Baltimore...

1812 yılında.
İç savaş sırasında.
Birleşik Krallık  donanmasınca.
Baltimore tutuldu topa...

Bu saldırı sırasında.
Francis Scott Key isimli bir ozanca.
Yazılan dizeler sonradan 1931 yılında.
ABD'nin Ulusal Marşı olarak kabul edildi...

Sonraki yıllarda.
Körfezdeki sığınaklı konumuyla.
Baltimore dönüştü önemli ticari bir limana.
Orta Atlantik kıyılarında...

1950'li yıllarda Amerika'da.
1 milyon nüfusuyla.
Detroit'ten sonra.
Baltimore  bulunuyordu 6. sırada...

Ancak bundan sonraki senelerde.
Baltimore giderek artan biçimde.
Önemini yitirdi ve ticari bir şehirden.
Dönüştü hizmet sektörü ağırlıklı bir kente...

Baltimore günümüzde.
En büyük 20. şehir ABD'de.
Nüfusu da 2000 senesinde.
600 bin düzeyinde...

1807 senesinde.
Kurulan ABD'nin ilk Üniversitesi.
Maryland Üniversitesi ve.
Meşhur Johns Hopkins Üniversitesi de bu kentte...

Zamanınız kısıtlıysa Baltimore'da.
Gitmeniz öneriliyor iç Liman'a.
Eski ile yeni birlikte burada.
Sokaklarda, dükkânlarda, restoranlarda...


Baltimore fotoğraflarım:

21 Ağustos 2017 Pazartesi

AMERİKAN SANAT ve PORTRE MÜZESİ...



Washington'daki son günümüzdü.
Hava güzeldi.
Kızım Tuğba önerdi:
"Ulusal Portre Müzesi'ne gidelim" dedi...

Oldum olası.
Severdim resimleri, tabloları.
Doğrusu portreler çok ilgimi çekmezdi.
Çoğu durağan resimlerdi...

"Gitmesek olmaz mı" dedim.
"Ama çok güzel" dedi.
Anlattı ve sonunda beni ikna etti.
Görünce "çok beğeneceğimi" söyledi...

Smithsonian Enstitüsü'ne bağlı.
"Amerikan Sanatı.
Ve Portre Merkezi".
Buranın gerçek adı...

100 yılı aşkın bir zamandan beri.
Amerikan Sanatı'nın.
Dünyadaki.
En büyük, en kapsamlı merkezi...

Eski bir Patent Binası.
Burası.
1836'da yapımına başlandı.
Tam olarak 1842'de tamamlandı...

Neoklasik stiliyle.
Antik Yunan Mimarisi'ne benzerliğiyle.
Atina'daki Parthenon'u andıran biçimiyle.
Çok güzel bir yapı, olanca muhteşemliğiyle...

1861-1865 arasında.
Sivil Savaş sırasında.
Yaralı askerlere.
Kullanılmış Hastahane göreviyle...

1932 senesine kadar.
Görev yapmış Patent Binası olarak.
Kongre'nin Smithsonian Enstitiüsü'ne vermesiyle.
Müzeye dönüşmüş 1968'de...

Çok güzel bir bina.
Muhteşem sütunlarıyla.
Ortada geniş avlusu ve üzerindeki modern çatısıyla.
Ve de Başkan Lincoln'un  Balo Salonu'yla...

Amerikan Sanat Eserleri sergileniyor burada.
400 bini aşkın sanat eseri var deposunda.
7000 sanatçı temsil ediliyor bu Müzede.
Üç katta ve 17 farklı galeride...

Sergileniyor Kızılderililer, Avrupa'dan gelenler.
Amerikan iç Savaşından görüntüler.
Amerikan yaşamı, insanları, olayları, başarıları.
Bilim adamları, Sporcuları, Sanatçıları ve de Başkanları...

Gerçekten, mekânın olağanüstülüğüyle.
Sergilenen eserlerin çokluğu ve güzelliğiyle.
Hatta hatta Portreler'inin muhteşemliğiyle.
Burası da muhakkak görülmesi gereken bir Müze...


Amerikan Sanat ve Portre Müzesi Fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipMwAAKMSOiBykvqmIwIN4fyVFCzlP4YzlyUc0og2dv0Kmw0MuDVrGhM6dBhDQCUsw/photo/AF1QipPI1WvttcSlIj-1DBey3wWUa0qNNzgKzzXgRl7z?key=ZVdJTnJNNWE5RjhTYS0zMGhBY2xUakEtazZZUFZn

.