YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

29 Mart 2013 Cuma

502 MADALYALI KBB HEKİMİ...

 

Dr. Esen Beder'i kaybettik
26.03.2013

Ankara’da dünyaya geldi.
Dr. Esen Beder.
Atatürk’ün öldüğü yılda.
1938 baharında…

20 yıl geçti.
Tıp Fakültesi'ne girdi.
Ankara Üniversitesi’nde.
1958 senesinde…

Uzun yıllar okudu.
Doktor oldu.
6 yıl sonra.
1964 yılında…

İhtisasını da.
Doçentliğini de.
Profesörlüğünü de.
Yaptı hep ayni Üniversitede

Emekli oldu.
42 yılı devirdikte.
Ayni Kürsüde.
2005 senesinde…

Hoşsohbet, sevecen.
Halim, selim, sevimli.
Güler yüzlü, tatlı dilli.
Bir kimseydi…

İyi bir Hekimdi.
Mesleğini çok severdi
Kimseyi kırmazdı.
İncitmezdi…

Federasyon Başkanı yaptılar.
Bu karıncaezmez insanı.
Hem de Taekwondo dalında.
1982 yılında…

Okuyalım bakalım.
Kendi kaleminden.
Ne eylerse güzel eyleyen.
Esen  Beder ağabeyimizden :
………

"Taekwondo bir Uzakdoğu sporudur. Bu sporun Türkiye’de yayılmasını sağlayan ve tanıtan sayın İsmet Iraz’dır. Ayrıca Kore’den getirilen antrenör Soo See Co da sporun teknik olarak ilerlemesine yardımcı olmuştur.

1980 yılına gelindiğinde ülke içinde özel spor salonları hızla yayılmıştır. Fakat ne yazık ki bazı yönetim hataları ve eğitimsizlik yüzünden Taekwondo istenmeyen duruma gelmişti. Özü disipline özdeş olan bu spor dalı amacından uzaklaşmaya başlamıştı ve istenmeyen yöne doğru gidiyordu. İşte bu sporu kendisi ile özdeşleştiren İsmet Iraz, Taekwondo’yu bu kötü durumdan kurtarıp başarılı hale getirmeyi kendisine görev edinmişti. 1982 yılında bana gelerek Federasyon Başkanı olmamı istemişti. Taekwondo’yu beraberce düzeltebileceğimizi ve başarılı duruma getirebileceğimizi samimi olarak bana iletti. Ben de bu fahri görevi ülke yararına olabileceğini düşünerek ilke olarak kabul ettim. Böylece 13 yıl sürecek bir spor adamlığı yaşamım başlamış oldu. O günlerde Beden Terbiyesi Genel Müdürü olan Albay rütbesindeki Sayın Yücel Seçkiner idi. Kendisi beni Federasyon Başkanı olarak atadı.

Ben de yönetime ait kurulları ve özellikle de Sağlık Kurulu’nu çok değerli arkadaşlarımdan oluşturdum. Sayın İsmet Iraz da daha çok teknik Kurulları oluşturdu. İsmet Iraz ve ben çok iyi anlaşan bir ikili oluşturmuştuk. Bu bütünlüğümüz takdir ediliyor hatta kıskanılıyordu.

1982 yılında Roma’da Avrupa Twdo Şampiyonası vardı. O yıllarda Dünya Twdo Federasyonu (WTF) adı altında dünyada yayılan ve Olimpiyat Komitesi tarafından afiliye olan fakat Olimpiyat Oyunlarına ancak gösteri sporu olarak katılmaya hak kazanan spor dalı idi. Henüz daha asil Olimpiyat sporları içerisinde kabul edilmemişti. Bu nedenle de Twdo faaliyetleri Olimpiyat Komitesi tarafından takip ediliyor ve izleniyordu.

Bizler de Kurullarımızı kurduktan sonra çok hızlı bir çalışma temposu içerisine girererek programımızı hazırladık. İlk sınavımız Roma’daki Avrupa Şampiyonası olacaktı. Orada takımımız bayanlarda 2 altın madalya kazandı. O günlerde ülkemiz için bu çok büyük bir başarı idi. Ata sporumuz güreşte ancak gümüş madalya, futbolda ise ağır yenilgiler aklıyorduk. Twdo birden parlayan bir ışık olmuş adeta Türk sporunun itici gücü haline gelmişti. Bu başarılı olay daha sonra gelecek olan başarıların başlangıcı olmuştu ve bu durum o zamanki Devlet büyüklerinin de takdirini kazanmıştı.

1983 yılında ise çok daha güzel günler görecektik. Danimarka’nın Kopenhag şehrinde yapılan Dünya Twdo Şampiyonası’nda erkelerde Yılmaz Helvacıoğlu bir altın madalya aldı ve bu çok önemliydi. Çünü ülkemizde bütün spor branşlarında durgun ve başarısız olduğumuz bu dönemde adeta bir devrimdi. Takım halinde de biz Dünya ikincisi olmuştuk.

Artık başarı yoluna çıkmıştık. 1984’te de Almanya’nın Stutgart şehrindeki Avrupa Şampiyonasına iyi hazırlanıp, çalışmamızın sonucu (6 altın, 3 gümüş, 3 bronz madalya alarak) takım halinde 3. Olduk. Ortada ezilen gurbetçi kardeşlerimizin moralini yükseltmiştik. 1985 yılındaki Dünya Şampiyonasında ise biraz durakladık.

O yıl WTF beni Dünya Twdo Yönetim Kurulu üyesi olarak atadı. O yıllarda ülkemizdeki bütün spor branşları içinde Uluslararası Yönetime seçilen bir tek ben olmuştum.

1986 Avrupa Şampiyonası Seefeld şehrinde yapıldı. Takımımız 5 altın, 6 gümüş, 4 bronz alarak Avrupa İkincisi olduk. 1987 yılında ise İspanya’nın Barselona şehrindeki şampiyonada 1 altın, 1 gümüş ve 1 bronz madalya ile 5. Olduk. Bu yıl içinde ETU yani Avrupa Twdo Birliği Yönetim Kurulu’na seçildim. Bu iki Uluslar arası Kurulda (WTF ve ETU) ülkemizi bir tek ben temsil etmiştim.

1988’de Ankara’da Federasyonumuzun organize ettiği Avrupa ETU Şampiyonasında 10 altın, 4 gümüş ve 2 bronz madalya alarak Avrupa birincisi olduk. Bu organizasyon her bakımdan başarılıydı. Elde edilen zafer ülkemizde olduğu gibi Avrupa ve Dünyada da büyük yankı uyandırdı. Türkiye artık Taekwondo’da dünya ülkeleri içinde çekinilen, kıskanılan ve korkulan bir ülke olmuştu.

1989’da Kahire’de yapılan Dünya Kupasında 1 altın, 1 gümüş, 1 bronzla Dünya ikincisi olduk. Bu arada ülkeler arası yapılan lokal şampiyonalarda da çok büyük başarılar elde ediyorduk. Özellikle KKTC’de yaptığımız şampiyonalarda çok başarılı olmuştuk. Biz Federasyon olarak 1983 yılında KKTC’yi WTF üyesi yapmıştık ve o sıradaki Dünya Şampiyonasına iştirak etmiştik. Ancak Federasyonumuz bazı Avrupa ülkeleri ve özellikle Yunanistan, aleyhimizde menfi çalışmalarda bulunuyor ve baskı altında tutuyorlardı.  Diğer dünya ülkeleri de Twdo’yu Olimpik bir spor olarak görmek istiyorlardı. KKTC’nin durumu Olimpik yönetmeliklere göre aykırıydı ve bu durum 1989’daki ETU Genel Kurulunda bütün savunmalarımıza ve karşı koymalarımıza rağmen KKTC’nin Twdo faaliyetleri askıya alındı.

1989’da Kore’nin Seul şehrindeki Dünya Twdo Şampiyonasında Dünya ikincisi olduk. Bu yıllarda Taekwondo’da  Kore’ye yetişmek ve onu Twdo’da geçmek zordu. Çünkü Twdo Kore’nin ata sporuydu. Ayrıca çok çalışıyorlar ve bu uğurda dünya çapında çok para harcıyorlardı. Amaçları Twdo’yu Olimpiyat Oyunlarında asıl spor dalı yapmak ve ülkelerine altın madalyalar kazandırmaktı.

Bizler de Avrupa ve Dünya Şampiyonaları dışında birçok ülke ile ikili veya çok uluslu karşılaşmalara iştirak ediyorduk. İran, Batı Almanya, Belçika, İspanya, Japonya, Fransa ve İtalya gibi ülkelerle, çok da başarılı sonuçlar elde etmiştik (50 altın, 46 gümüş, 45 bronz). 1990 yılında Danimarka’da yapılan Avrupa Şampiyonası’nda (7 altın, 5 gümüş ve 9 bronz alarak) Avrupa birincisi olduk. Twdo Takımımız basın tarafından “yılın spor takımı” seçildi. Ben de yılın SPOR ADAMI seçildim.

1991 yılında Atina’da yapılan Dünya Twdo Şampiyonası’nda 3. Olduk. Ayni yıl Rusya’da yapılan Avrupa Kupası’nda da birinci olduk. 1992 yılında İspanya’da Madrid’de 2 altın, 7 gümüş ve 1 bronzla 3. Olduk. Ne yazık ki bu yarışmada ülkemizin kaderi hep hakem oyunlarıyla uğraşmak olmuştur. 9 sporcumuz altın madalya için finale çıkmış olmasına rağmen, 7 sporcumuz gümüş madalya ile ödüllendirilmişti. 7 gümüş madalya bunu açıklar.

1992 yılında Barselona’daki Olimpiyat Oyunlarına ve 1997’de Seul Olimpiyatlarına takımımız gösteri sporu kategorisinde iştirak etti ve her iki Olimpiyata da takım olarak ikinci olduk. Bu iki Olimpiyat sonucu Twdo başarılı görülerek bundan sonraki Olimpiyatlarda asıl spor branşı olarak katılmaya hak kazandı. Bu katkıya Kore kadar bizim de yardımımız oldu.

1993 yılında Amerika’da New York şehrindeki Dünya Şampiyonası’nda 2 gümüş, 2 bronzla dünya üçüncüsü olduk. Ayrıca, 1992’deETU büyükler ve gençler müsabakalarını ayırdı. Bu nedenle 1992 yılında Paris’te yapılan Avrupa Gençler Şampiyonası’nda (2 altın, 2 gümüş, 3 bronz) alarak 2. olduk.

1993’te Avrupa Kupası altında yapılan ilk takımlar Şampiyonasında İtalya’da Pianco Wallo’daki Şampiyonada takım halinde Birinci olduk. 1994’te Bükreş Şampiyonasında BİRİNCİ, Karaip’deki Cayman adasında Dünya Kupasında ÜÇÜNCÜ, 1994 Hırvatistan’da Avrupa Şampiyonasında ÜÇÜNCÜ, 1995 Yunanistan’daki Avrupa Kupası’nda İKİNCİ, 1995 Filipinler’deki Dünya Şampiyonasında 2 altın ve 2 bronzla Dünya ÜÇÜNCÜSÜ olduk.

Sonuçta 1982-1995 yılları arasındaki 13 yıllık Federasyon Başkanlığı yaptığım dönemde toplam olarak 502 madalya kazanmıştık. (228 altın, 142 gümüş, 132 bronz).  Beş sporcumuz Dünya Şampiyonu, 40 sporcumuz Avrupa Şampiyonu olmuştu. O zamanki Ödül Yönetmeliğine göre evler, otomobiller ve altınlarla
ödüllendirilmişlerdi. İkinci gelenler ise araba ve altın, üçüncü olanlar ise altınlarla ödüllendirildiler. Ayrıca onları yetiştiren antrenör ve teknik adamlar da altın ve para ödülü aldılar. Takımlarımız basın tarafından iki kere “yılın en başarılı” spor branşı ve takımı seçildiler.

Başarılarla geçen 13 yılda bayrağımızı defalarca göndere çektik. İstiklâl Marşımızı dünya milletlerine göğsümüz kabararak ve gururla adeta ezberleterek dinlettik. Gelecek için Olimpiyatlarda ülkemize madalya kazandıracak bir spor branşının temelini atmış olduk".


Dr. Esen Beder Taekwondo Başkanlığı Fotoğrafları:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/EsenBeder#5860604961590417570
.

28 Mart 2013 Perşembe

HASAN RIZA...

İlk ressamlarımızdandır.
Hasan Rıza.
Yağlıboya yapıtlarıyla.
19. yüzyılda...

93 Harbiyle başlar.
Hasan Rıza'nın yazgısı.
Osmanlı-Rus savaşı.
1877-78 yılı...

Bu savaşa katılır.
Hasan Rıza.
Kendi arzusuyla.
Harbiye mektebi ilk sınıfında...

Onu görevlendirirler ama.
Bu savaşta.
Koruması olarak, savaşı resimleyen.
Bir İtalyan ressamın yanına...

İtalya'ya gider Hasan Rıza.
Savaşın bitiminden sonra.
12 yıl kalır, resim eğitimi alır.
Napoli, Roma ve Floransa'da...

Sonra vatanına dönüş yapar.
Edirne'ye yerleşir.
Numune-i Terakki Mektebi Müdürlüğüne getirilir.
Orada Resim dersleri verir...

1912'de Balkan Savaşı başlamıştır.
O sırada atölyesi Karaağaç'tadır.
Resim çalışmalarını orada yapmaktadır.
Özellikle de savaş resimleri çalışmaktadır...

Amacı, bir dizi resim yapmaktır.
Osmanlı tarihini anlatmaktır.
Savaşları tablolaştırmaktır.
Geçmiş tarihimizi canlandırmaktır...

Balkan Savaşı'nın en kötü günleridir.
Gece-gündüz çalışır, çabalar.
Birçok yağlıboya tablolar yapar.
Bunları Karaağaç'taki atölyesinde toplar...

Edirne'yi kuşatır.
Bulgar orduları.
26 Mart 1913'te.
Balkan Savaşı'nın son günlerinde...

Karaağaç'a girerler.
Talan etmektedirler.
Bulgar askerleri.
Her köşeyi, her yeri...

Gider koşa koşa Karaağaç'a..
Geçerek Meriç nehrini.
Kurtarmak ister resimlerini.
Tümü göz nuru eserlerini...

Çoğu ezilmiş, kimi parçalanmıştır.
Bir kısmı da çalınmıştır.
Ancak birkaçı durmaktadır.
Resimlerinin ancak bazılarını kurtarır...

Süngülerler.
Bulgar komitacıları.
Dönüş yolunda.
Bu güzel Ressamı...

Yaralanır ve şehit düşer.
İki gün sonra.
Edirne'de.
28 Mart 1913'de...

Bugün 28 Mart 2013'tür.
Ölümünün tam 100. yıldönümüdür.
Bu Ressamımızın.
Hasan Rıza'mızın...

Kaç ressam vardır.
Eserlerinin yaşaması için.
Kendisini eden feda.
Dünyada acaba?...


Hasan Rıza ile ilgili fotoğraflar:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/HasanRZa#5859915208183943538

.

18 Mart 2013 Pazartesi

SELÇUKLU MUTFAĞI...



“Belki de yemek yapmak kadar basitti hayat…” 
                                                           Ömür Akkor
……………

Hiç bilmem.
Yemek yapmayı.
Çay yap” deseler.
Demleyemem bile bir çayı”…

Hiç ilgimi çekmez.
Bu nedenle.
Ne yemek tarifleri.
Ne de yemek kitapları…

Buna rağmen.
Severim.
Güzel yapılmış bir yemeği.
Ve de onu keyifle yemeyi…

Bir yemek kitabı gördüm.
Bu hafta.
Aykan.
Ve Tuğba’larda…

Selçuklu Mutfağı”ydı.
Başlığı.
Ömür Akkor’du yazarı.
Alfa Yayınları’ndan yayınlanmıştı…

Üç bölümden oluşuyordu.
Bu kitap.
Selçuklular’ın hayatını.
Yaşamını, yaşayışlarını anlatıyordu…

Çalışan bir aşçı’nın.
Öyküsüydü ilk bölüm.
1236 yılında Konya'da.
Bir Mevlevi Dergâhında’nda…

Anlatılıyordu.
Bu aşçı'nın anılarını Beyşehir'de.
Kubad Abad Sarayı'ndaki öyküsünü de.
İkinci bölümde…

Tarifleri veriliyordu.
Birçok yemeğin.
Üçüncü bölümde. 
Selçuklular döneminde…


Konya’da bir Mevlevî Dergâhında.
Mesleğini sürdürüyordu Ömr tabbahlıkla.
Sonra aniden Beyşehir’e naklediyordu.
Sultan Keykubad’ın yazlık sarayına…

Yemek  kültürü anlatılıyordu kitapta.
Selçuklular zamanında.
Hem dergâhta.
Hem de sarayda…

Tutmaç, Borani, Kabak kalyesi, Kulice.
Tirit, Girde ekmeği, Memnuniye.
Türkmek helvası, Herise, Faluze. 
Sımsarmak, Bure ve Gerdaniye… 

Sirkencubin, Buhsun, Bekni.
Balık tandır, Hasseten lokma, Nebet şekeri.
Nukul, Kadid, Kalya-i Birinci. 
Biryan, Sini kebap ve Nardenk şerbeti…

İşte bu yemekleri anlatılıyordu.
Dergâhtan, Saraya uzanan.
Ve günümüze yansıyan.
Güzel bir aşk öyküsüyle…

“Dünyanın en iyi tarihî yemek kitabı”.
Ödülünü aldı bu yapıt bu yıl Fransa’da.
Yemek sektörünün Nobel’i sayılıyor.
Bu başarı tüm dünyada… 


Selçuklu Mutfağı kitap fotoğrafları:
.

13 Mart 2013 Çarşamba

MOĞOL BAŞBAKANI İLE...


Moğolistan’da idik.
Karakum’a  gidecektik.
Orhun yazıtlarına.
400 km’lik bir yola...

Bir mola verdik.
Yolun tam ortasında.
Kırsal bir alanda.
Basit bir lokantada...

Fotoğraflamaya çıkmıştım.
Etrafı.
Ve de güzel coğrafyayı.
Hazırlanırken yemekler...

Tepelik bir yerdeydim.
Etrafı iyice görebiliyordum.
Escortlu bir konvoy göründü.
Karşı yönden geliyordu...

Önemli birileriydi.
Gelenler muhtemelen .
Kıvrılıverdiler birden.
Bizim lokantaya girdiler aniden...

Birçok Lexus jip vardı.
Lokantanın park yerinde.
Korumalarla birlikte.
Beşi bir yerde...

Arkadaşlar haber verdiler.
Burada olduğunu söylediler.
Moğolistan Başbakanı’nın.
Konukları ile yemekte olduğunu bildirdiler...

Sükhbaataryn Batbold
idi.
Moğol Başbakanı'nın ismi.
49 yaşında.
Ve Moğol Halk Partisi üyesi...

Uluslararası  İlişkiler okumuş.
Moskova Devlet Üniversitesi'nde.
London Business School İngiltere'de.
Batbold, 1991 senesinde...

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı.
Ve Dışişleri Bakanlığı yapmış.
Sükhbaataryn Batbold.
Önceki yıllarda...

Moğolistan'ın  Başvekili.

Dört yıldan beri.
Birçok Holding sahibi.
Sükhbaataryn Batbold...

Bir aile fotoğrafı çektirdik.
Moğolistan Başbakanı  ile.
Yemekten sonra.
Lokantanın bahçesinde...

Korumalarına çalım attık.
Çok kısa  bir sohbet ettik.
Konuştuk, hâl, hatır sorduk.
Başbakan Batbold ile...

İşittik ki Başbakanlıktan ayrılmış.
Fotoğraf çektirdikten iki gün geçince.
Başbakan Batbold bizimle.
"Ne ayak var"  demiştir herhalde "bu Türklerde"...

.

6 Mart 2013 Çarşamba

ANKARA CADDESİ...

En iyi yöntemidir.
Bir kenti tanımanın.
Yürüyerek dolaşmak.
O şehrin sokaklarını…
   
Dolaşıyordum.
Tek başıma.
Moğolistan’ın başkenti.
Ulan Bator’un caddelerini…

Farklıydı yazıları.
Çözmeye çabalıyordum.
Gördüğüm tabelaları.
Ve sokak yazılarını…

Birden şaşırdım.
Bir dost görmüş gibi oldum.
Hiç zorluk çekmeden okunuyordu.
Ankara Caddesi” yazıyordu…

Oldukça geniş ve temiz.
Rahat kaldırımlı.
İki yönlü trafik akımlı.
Bir caddeydi bu…

İki replikası konulmuştu.
Orhun yazıtlarının.
Caddenin başına.
Geniş kaldırımın ortasına…

Daha da sevindim.
Biraz ilerleyince.
Fotoğraf çektirenleri gördüğümde.
Atatürk büstünün önünde…

Bir okul vardı.
Büstün arkasında.
Dört katlı, pembe boyalı.
Atatürk Okulu

Öğrenciler yoktu, tatildeydiler.
Boş okulu gezdim, Atatürk köşesini gördüm.
Fotoğraflarını, Gençliğe Hitabesini.
Nutuk’unu gördüm sevindim…

Sonrasında gördüm Türk Lokantalarını.
Mağazaları.
Türk
malı ürünleri.
Ankara Caddesi’nin, sevindim…

Kısa adı TİKA.
Türkiye İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı.
Mükemmel düzenlemiş bu caddeyi.
Ve Atatürk Okulunu daha bir yıl önce...

Garip bir sevinç duyuyorsunuz.
Gururlanıyorsunuz, seviniyorsunuz.
Bize ait güzel bir şeyler gördüğünüzde.
Yurdunuzdan uzakta 7000 km mesafede…


Ankara Caddesi fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/AnkaraCaddesi#5841354817404153058


.

4 Mart 2013 Pazartesi

ÇILDIR GÖLÜ...

En büyük.
Tatlısu
gölü.
Doğu Anadolu'nun.
Çıldır...

Dönüşmüş tektonik bir göle.
Ardahan ili sınırları içerisinde.
Oluşmuş lavların etkisiyle.
Akarsuların önünü kesmesiyle...

Kars'a 65 km mesafede.
Denizden 1959 m yükseklikte.
123 km kare yüzeyiyle.
Ve 42 m derinliğiyle...

Gittik işte bu göle.
Soğuk bir kış gününde.
Yürüdük buzlu yüzeyinde.
Gezindik atlı kızakla üzerinde...

Uçsuz, bucaksız.
Beyaz, mavi bir ortamda.
Yürüyorsunuz gölün üzerinde buzda.
Tam 40 cm kalınlığında...

Ulaşılıyor balıklara.
Geceden serilen ağlarla.
Buzun altındaki soğuk sularda.
Kazmayla delikler açarak buzlara...

Yoğun balıkçılık yapılıyor burada.
Soğukta ve zor şartlarda.
Ağlar doluyor aynalı sazan'larla.
Yiyorsunuz onları kıyıdaki bir lokantada...

Gittik Çıldır Gölü'ne.
Ama göremedik kış nedeniyle.
Bu gölün ne suyunu.
Ne de yüzünü...

Yaşam şartları burada gerçekten.
Kış aylarında çok çetin.
Gelmek lâzım buraya bir de yazın.
Çevreyi ve göçmen kuşları görmek için...


Çıldır Gölü fotoğraflarım:
https://plus.google.com/photos/105371707000908378020/albums?banner=pwa&gpsrc=pwrd1#photos/105371707000908378020/albums/5850747282261648561/5850747924414290994

.