YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

9 Ekim 2017 Pazartesi

İRAN HALILARI-2...


İran Halıları'nı yazmıştım.
Özelliklerini anlatmıştım.
Fotoğraflarımı paylaşmıştım.
Önceki bir blog yazımda:

İnsan bir ülkeye gittiğinde uzun kalamıyor.
Her yeri gezemiyor.
Her şeyi haliyle göremiyor.
Ve birçok şey eksik kalıyor...

İran'da da öyle oldu.
Gezdik Kaşan'ı, İsfahan'ı.
Gezebildik ancak.
Birkaç Halı dükkânı'nı...

Gördüğümüz halılar çok güzeldi.
Çok da renkliydi.
Değişik desenliydi.
Kaliteleri de üst düzeydi...

Bir bölümünüz gördünüz.
İran Halıları fotoğraflarımı.
Belki de çok beğendiniz.
Size gösterebildiğim kadarını...

Bu arada internette biraz dolaştım.
Diğer İran Halıları'na baktım.
Onları kopyaladım.
Görmediklerinizi de sizlerle paylaşayım istedim...

Şimdi bağlantıyı tıklayın. 
Güzelliklerini görün, zevkle izleyin.
Bir kez daha İran Halıları'nın.
Keyfine varın:

İnternet'ten İran Halı Fotoğrafları:

.

7 Ekim 2017 Cumartesi

MAÇ SEYRİ...



Aslında.
Bu yeni açılan Arena'larda.
Maç seyretmenin tadı da.
Tuzu da kalmadı...

Eskilerde.
50 sene öncelerinde.
Futbol maçına girmenin bile.
Bir kıymet-i harbiyesi vardı...

Bilet almak zordu girilecek stada.
Sabah horoz ötmeden daha.
Gişe önlerinde olunurdu.
Hatta yatağıyla gelenler bile olurdu...

Güneşte, yağmurda, soğukta.
Giderek artan kalabalıkta.
Üçerli, beşerli.
Sıraya girilir ve beklenirdi...

Arkadaşını bulanlar.
Araya kaynak yapanlar.
Dövüşler, bağıranlar, kavgalar.
Yine de mutluydu biletini alanlar...

Stad çevresinde turşucular, simitçiler.
Lahmacuncular, tükrük köfteciler.
Bir lira'ya ekmek arası balıklar.
"Fazla bilet, fazla bilet" diye gezinen karaborsacılar...

Acıkan karınlar doyurulurdu.
Taş betonda oturmak için gazete bulundurulurdu.
Yavaş yavaş stada duhul olunurdu.
Kale arkasında bile güzel bir yere oturulurdu...

Giriş kuyruğunda ezilenler, dövülenler.
Turnikelerden içeriye beleş girebilenler.
Sanki dünyanın.
En mutlu insanları gibiydiler...

Uzun süre beklenirdi stadyumda.
Sıcakta, soğukta hatta yağmurun altında.
Hoparlörlerden gelen cızırtıyla.
Ve de "ne günah etse açılmaz" şarkısıyla...

Seyircilerin dörtte bir'i ayrıcalıklıydı.
Kapalı tribünde keyif yaparlardı.
Dörte üç'ü ise zavallıydı.
Güneşte pişer, yağmurda ıslanırdı...

Gazete kağıdından şapkalar yapılırdı.
Naylon torbalarla yağmurdan korunulurdu.
Gazoz içilir, ay çekirdeği çıtlatılırdı.
Maça tam konsantre olunurdu...

Maçlara alınmayan taraftar olmazdı.
Taraftar tribünü filan bilinmezdi.
Gassaraylısı, Fenerlisi, Hacettepelisi.
Karışık oturur, maçını izlerdi...

Takımların ayrı ayrı.
Koşarak sahaya çıkışları.
Ayrı bir olaydı.
İşte o an heyecan ve coşku başlardı.

Sahaya çıkarken takımlar alkışlanırdı.
"Ya, ya, ya-şa, şa, şa" en büyük tezahürattı.
Oyuncuların sırt numaraları 1'den 11'e kadardı.
Formalara reklam filan da alınmazdı....

Metin'ler, Kadri'ler, Lefter'ler.
Turgay'lar, Varol'lar, Basri'ler.
Can'lar, Necmi'ler, Recep'ler. 
Fikri'ler, Hayri'ler, Zeynel'ler...

Cumartesi ve Pazar günlerinde.
Oynanırdı iki maç peş peşe.
Örneğin ilk gün Gençlerbirliği-Vefa'yla.
Ankaragücü de Galatasaray'la...

Ertesi gün Pazar'da.
Ankaragücü oynarken Vefa'yla.
Gençlerbirliği de karşılaşırdı.
Galatasaray'la... 

150 kuruş verilirdi.
İki maç üst üste seyredilirdi.
Genellikle İzmir Bölgesi hakemleri.
Ve Hakkı Gürüz maçı yönetirdi...

Sevgi vardı tüm futbolculara.
Hepsi izlenirdi saygıyla.
Üzülünürdü gol kaçtığında.
Ya da beğenilirdi kaleci topu kurtardığında...

Maçlarda kötü tezahürat olmazdı.
En fazlası.
Hakemin cinsel tercihi.
Dile getirilirdi...

Maçlarda oturanlar arasında.
Zaman zaman kavga çıkardı.
Herkes maçı bırakıp oraya bakardı.
Olay hemen kapatılırdı... 

Kaleciler simsiyah forma giyer, kasket takardı.
Altı pas içinde ayağıyla orta yeri ayarlardı.
Elle değiştirilen skor tabelaları vardı.
Görevli bazen hata da yapardı... 

Ne maçlar seyredilirdi.
Metin'in kafa golü, Lefter'in frikiği.
Turgay'ın uzun degajı.
Can Bartu'nun ara pası... 

Ne goller seyrederdik keyifle.
Transistörlü radyolar ellerde.
Golün tekrarı olamadan.
Golün tadını bir kez daha yaşayamadan...

Bir bakın yukarıdaki resme.
Girmeye çalışanlara Dolmabahçe'ye.
Ya da aşağıda Beleştepe görüntüsüne.
Maçın ancak 1/3'ini seyretmeye gelenlere...

Anlarsınız.
Futbol sevgisini.
Can, TurgayMetin, Lefter özlemini.
Maçların güzelliğini, keyfini...

Ben yıllardır artık maça gitmiyorum.
TV'dan seyretmekten de keyif almıyorum.
Şimdi ya yıllık kombine bilet alıyorsun.
Ya da Biletiks'ten PasoLig'den alıp maça giriyorsun...

Toyota Jip'le Arena'ya gidiyorsun.
Girmeden önce Storelar'a uğruyorsun.
Pahalı formalar alıyor, üzerine giyiyorsun.
Lüks Lokantalarda yemek yeyip, içiyorsun...

Anlamlı renkli; anlı-şanlı formaları.
Takımının geçmişini bilmeyen paralı.
Bir sürü Yeni Zelanda'lı. Afrika'lı.
Kolombiya'lı, Uganda'lı, Zambiya'lı...

Eski çam'lar bardak oldu.
Ya da tam tersi.
Eski maç'lar.
Hayâl...

Dolmabahçe Stadı'nda Beleştepe'den maç seyredenler
.

4 Ekim 2017 Çarşamba

ANNAPOLİS...


Annapolis şehri.
Amerika Birleşik Devletleri'ndeki.
Maryland Eyaleti'nin başkenti.
Nüfusu da yalnızca 40 bin kişi...

Kurulmuş Severn nehri'nin ağzında.
Chesepeake Körfezi'nin kıyısında.
Baltimore'a da, Washington'a da.
50 km uzaklıkta...

Amerika'nın kuruluşunun başlangıcında.
1783-1784 yıllarında.
Başkentlik yapmış olmakla Amerika'ya.
Annapolis'liler övünüyorlar halâ...

1783 Kongresi sırasında.
İlk Amerikan bayrağı da.
Düzenlenmiş John Shaw adında.
Annapolis'li bir marangozca...

Annapolis, uygun körfeziyle.
Ve büyük bir nehir ağzında olması nedeniyle.
1700'lü, 1800'lü senelerde.
Dönüşmüş önemli bir Liman kenti'ne...

Afrika'dan taşınan köleler o yıllarda.
Getirilirmiş Annapolis Limanı'na.
Ve sonra da kaynak olmak üzere Tütün tarımına.
Satılırmış Maryland ve Virginia'ya...

Televizyonda "Kökler" dizisinde.
Öyküsünü izlediğimiz Kunta Kinte de.
1767 senesinde.
Karaya çıkmış burada Annapolis'de...

Annapolis, önemli bir Liman kentiymiş.
Köle ticareti nedeniyle gelişmiş.
Ancak Baltimore'un öne geçmesiyle.
Yitirmiş bu özelliğini ilerki senelerde...

Ama.
Amerika'nın yine önemli bir Liman kenti halâ.
Zira.
Amerika'nın en önemli Askeri Deniz üssü burada...

1845 yılı kökenli.
Amerikan Deniz Akademisi.
Her sene üstlenerek eğitimini. 
Burada yetiştiriyor 1200 denizciyi...

Annapolis, bir açık hava müzesi gibi.
Körfezde biri birinden güzel tekneleri.
Tarihi binaları, kiliseleri, eski evleri.
Ama bence en önemlisi Mavi Yengeci...

Bu körfezin bir güzelliği.
İlle de bu Mavi Yengeci.
Annapolis kıyı şeridi.
Yemeye gelenlerle dolu bu Mavi Yengeci...

Annapolis Fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipO9kV0jLoorxEtR8aXBqVeroEGW_CXsFLgP0FSuDOjfde37myd-aRJiJpgpkxDtlQ/photo/AF1QipPW5C-_2LKRhpCOyAeVB6KzBL9kfSveKHLZX0_c?key=TzEzT00xSk1RZVNTUnFpVG5hVE5NWDBid2dtZjFR

.

28 Eylül 2017 Perşembe

WALTERS SANAT MÜZESİ...


Walters Sanat Müzesi.
Amerika Birleşik Devletleri.
Maryland Eyaleti.
Baltimore şehri merkezli...

W. Thompson Walters.
Ve oğlu Henry Walters.
Baltimore'da sıkı birer zengin ve kolleksiyoner.
19. yy ortalarından beri eski eserler biriktirirler...

Bu antik eserleri nereden bulurlar.
Kaç para  öderler.
Okyanus ötesinden nasıl getirirler.
Nerede biriktirirler bilinmez...

Ama ellerindeki bu eserler.
O kadar fazla sayıda birikir ki.
Bir yerlere sığmaz olurlar.
Onlar da Belediye'ye bağışlarlar...

Baltimore'un merkezî bir yerine.
Belvedere mahallesinde.
1934 senesinde.
Yapılan bir binada başlarlar sergilemeye...

Bu Müze'de.
Günümüzde.
35 bin'in üzerinde.
Çok değerli Antik eserler sergilenmekte...

Walters Sanat Müzesi'nde Antik Mısır'dan.
Antik Yunan'dan, Antik Roma'dan.
Ortaçağ'dan, Mezopotamya'dan, Ortadoğu'dan.
Yakındoğu'dan çok değerli objeler bulunmakta...

Heykeller, Resimler.
Seramikler, Porselenler.
Mücevherler, Rölyefler.
Tümü de inanılmaz güzellikteler...

Baltimore'a gitmeli.
Bu Müze'yi görmeli.
Bu kadar asar-ı antika'ya bakıp bakıp.
"Bunlar buraya nasıl geldi" diye düşünmeli...


Walters Sanat Müzesi Fotoğraflarım:
.

26 Eylül 2017 Salı

KKTC...



Kıbrıs adası.
Akdeniz'in üçüncü büyük adası.
Sicilya.
Ve Sardunya'dan sonra...

Akdeniz'de Ortadoğu, Asya.
Afrika ve Avrupa arasında.
Bir geçit yolu aslında.
Asırlardır bu Yeşilada...

Tarih boyunca.
Mısırlılar, Hititler, Fenikeliler, Asurlular.
Persler, Romalılar, Bizanslılar.
Sonra da Venedikliler ve Osmanlılar.
Bu adada cirit atmışlar...

1570 senesinde.
Sultan II. Selim döneminde.
Lala Mustafa Paşa Vezirliğinde.
Girmiş Osmanlı hakimiyetine...

300 yıl sonra, 93 Harbi'nde.
Osmanlı, Ruslar'a yenilince.
Ada 92.799 Sterlin'e.
Kiralanıyor İngilizler'e...

36 yıl sonra da, 1914 yılında.
I. Dünya Savaşı sırasında.
İngilizler'in adayı ilhakıyla.
Adanın yönetimi geçer Büyük Britanya'ya...

1931 yılında.
Rumların ENOSİS için ayaklanmasıyla.
Birleşik Krallık sert tedbirler aldı.
Birçok milliyetçi ögeler yasaklandı...

II. Dünya Savaşı sonrasında.
1950'li yıllarda.
İngilizler'in Kıbrıs'tan ayrılmasıyla.
Gerginlikler yaşanmaya başladı bu ada'da...

1955 yılında.
Enosis (Yunanistan'a bağlanma) amacıyla.
Kuruldu EOKA adında.
Kıbrıs Milli Mücadele Örgütü Rumlarca...

Çıkan çatışmalardan.
Yapılan antlaşmalardan.
Sonra 1960 yılında, iki toplumlu.
Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu...

21 Aralık 1963'te.
Rumlar, adada yaşayan Türkler'e.
Karşı bir katliam başlattı.
Plâna göre ada Yunanistan'a bağlanacaktı...

Aradan geçen sıkıntılı yıllardan sonra.
Yunanistan'daki faşist Cunta.
1974 yılında.
Saldırdı adanın bağımsızlığına...

Türkiye Hükümeti.
Londra ve Zürih antlaşmaları gereği.
Havadan ve karadan.
Kıbrıs'a askerî müdahele etti...

15 Ağustos'ta Türk birlikleri.
Adanın % 37'sini işgal etti.
Birleşmiş Milletler devreye girdi.
Ateşkes ilan edildi...

170 bin Kıbrıs'lı Rum.
Güney'e göç ettirildi.
50 bin Kıbrıslı Türk de.
Kuzey'e yerleştirildi...

1974'deki Barış Harekatı'ndan sonra.
40 yılı aşkın geçen zamanda iki toplum da.
Tellerle ayrılan sınırların ardında.
Kendi bölgelerinde yaşamakta...

En iyi çözüm aslında, iki toplumun bir arada.
Bağımsız ve yan yana.
Bu adada, birlikte yaşamasında.
Ama politikacılar nedense buna pek yanaşmamakta...


Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti fotoğraflarım:
.

23 Eylül 2017 Cumartesi

ARTEMİS OTELİ...



Mağrur Babil'in üstünde savaş arabaları için yol olan duvarını 
ve Alpheus'daki Zeus heykelini ve asma bahçelerini ve 
Güneşin kolosusunu ve yüksek piramitlerin devasa işçiliğini ve 
Mausolos'un engin mezarını gördüm ama Artemis'in bulutlar 
üzerine kurulmuş evini gördüğümde diğer tüm harikalar 
parlaklıklarını kaybetti ve dedim ki : "İşte! Olimpus'un dışında, 
Güneş hiç bu kadar büyük bir şeye bakmadı". 
                                               (Antipater, Yunan Antolojisi [IX.58])

...............

Artemis.
Yunan Mitolojisi'nde.
Bir Tanrıça.
Roma Mitolojisindeki adı ise Diana...

Artemis; Tanrı Zeus ile.
Tanrıça Leto'nun.
Kızıdır.
Ve Apollon'un da ikiz kardeşidir...

Artemis.
Vahşi Doğa.
Avcılık, okçuluk.
Ve Ay Tanrıçası...

Mitoloji'de.
İki kardeşten Apollon, Güneş'in.
Kardeşi Artemis ise.
Ay'ın simgesi...

Artemis, Yunan ve Latin Mitolojisi'nde.
Bakireliğin sembolü iken.
Anadolu'da Efes'de ise.
Simgesidir doğurganlığın ve bereketin...

Dünyanın 7 harikası'ndan birisi.
Ve bunlardan en görkemlisi.
İzmir, Selçuk'ta O'nun ismini.
Taşıyan Artemis Mabedi...

Bu görkemli Tapınağın.
Yapımına Lidya Kralı Kroisos tarafından.
MÖ 7. yüzyılda başlanmış.
Ve 120 senede tamamlanmıştır...

Tapınak, 55 m eninde.
115 m boyunda.
Hepsi mermerden yapılma.
Bir yapıydı 127 sütunuyla...

Tapınağın iç kısmı.
Resim, mozaik ve heykellerle.
Kabartma altın ve gümüşlerle.
Süslenmişti daha birçok sanat eseriyle...

Zaman içinde geçirilen savaş ve depremlerle.
Günümüzde Efes'te.
Artemis Mabedi'nden sadece.
Geriye kalan  bir tek sütun görülebilmekte...

Ama Artemis Tapınağı'nın.
Bire bir boyutuyla bir replikası.
KKTC'de Gazi Magosa'da.
Bir Otel olarak bulunmakta...

Üşenmemişler, erinmemişler.
Masraftan kaçınmamışlar.
Tapınağın bir benzerini.
Denizin kenarına oturtmuşlar...

Kaya Artemis Oteli 739 odası.
Havuzları, Spa'sı, Toplantı Salonları.
Kabartmaları ve Mermer Sütunları.
İle ikinci bir Artemis yapısı...

İnsanlar Antik dönemlerde.
Giderlermiş Efes'e.
Artemis Mabedi'ne.
Dilekler dilemeye...

Günümüzde de.
İnsanlar bu kez de.
Gidiyorlar Artemis Otel'e.
Yüzmeye, yemeye, eğlenmeye, dinlenmeye...


Gazi Magosa Kaya Artemis Oteli Fotoğraflarım:

.

16 Eylül 2017 Cumartesi

UKRAYNA AŞK TÜNELİ...



TyHénb KOXAHHR.
Ya da Tunel Kokhannya.
Ukrayna'ca.
"Aşk Tüneli" anlamında...

Bu Tünel Ukrayna'da.
Bir tren yolunda.
Klevan yakınlarında.
Kovel ile Rivne istasyonları arasında...

Tüm uzunluğu 6.5 kilometre.
4.5 km'lik bölümü ise.
Ağaçlarla örtülü bir bölge.
Ve bildiğimiz tünellere pek benzememekte...

Burası Klevan beldesine.
Yürümekle 7 km mesafede.
Buraya geldiğinizde, orman içinde.
Karşılaşıyorsunuz doğal bir tünelle...

Katolik bir Polonyalı'yla.
Ortodoks bir Ukrayna'lı genç kız arasında.
Geçtiğine inanılan bir aşkla Klevan'da.
Çıkmış bu tünelin öyküsü ortaya...

Polonyalı bir mühendis görevlendirilir Klevan'a..
Orman içinden geçen kısa bir yol yapmakla.
Mühendis aşık olur bu kıza.
Daha ilk gördüğünde, kısa zamanda...

Polonyalı mühendis ağaçların arasında.
Başlar bu tren yolunu yapmaya.
Akşamları da kızla buluşurlar burada.
Bu tren yolunda, ağaçlar arasında...

Ancak, iki gencin inançları farklıdır.
Mezhepleri ayrıdır.
Kızın ailesi evlenmelerine karşıdır.
Yolun yapımı biter, Mühendis oradan ayrılır...

Geçen zamanda.
Trenlerin geçmesiyle bu yolda.
Yemyeşil bir tünel oluşur.
İsmi de "Aşk Tüneli" konulur...

Sosyal paylaşım ortamlarında.
Buranın fotoğraflarının yayınlanmasıyla.
Öykü yıllar sonra hatırlanır.
Ve bu doğal tünel pek meşhur olur...

Şimdilerde yolu düşenler bu civara.
Mutlaka Klevan'a uğramakta.
Genç aşıklar el ele tutuşmakta.
Ve bu tünelde romantik bir yürüyüşe çıkmakta...

Bu romantik öyküye.
Belki daha akılcı bir hikâye ile.
Şu şekilde.
Karşı gelinmekte:

II. Dünya Savaşı sırasında.
Sovyetler zamanında.
Kullanılmış bu ağaçlıklı tünel aslında.
Gizli amaçlı vagonları saklamakta...

Her neyse.
Günümüzde.
Aşıklar akın akın bu tünele gelmekte.
Aşklarını da çoğunlukla burada ilan etmekte...


Ukrayna Aşk Tüneli Fotoğraflarım:

.

14 Eylül 2017 Perşembe

SHEVCHENKO...



Adrian Shevchenko'yu.
Ya da yalnızca Şevçenko'yu.
Futbolla ilgisi olanlar tanır.
Attığı golleri de iyi bilir...

İki hafta önce.
Kharkiv'de.
Milli Takımımız Ukrayna'ya 2-0 yenildiğinde.
Şevçenko,  Ukrayna Teknik Direktör'üydü...

Şevçenko, esas ününü Dinamo Kiev'de yaptı.
İyi bir golcüydü, üstüste Kupalar kazandı.
Sonra Milan takımına geçti.
İtalya'da da Gol Kralı oldu...

Ardından Chelsea takımına seçti.
2012'de futbolculuğa veda etti.
21. yüzyılın en iyi golcüleri.
Sıralamasında 74 golle yerini edindi...

Futbolcu Şevçenko'yu.
Çoğumuz, tanır ve biliriz de.
Taras Shevchenko'yu.
Nedense çok azımız biliriz...

Taras Shevchenko da.
Adrian Şevçenko gibi.
Ukrayna'lı.
Futbolcu değil, bir Sanat ve Kültür adamı...

1814 yılında.
Kiev yakınlarında.
Bir köle olarak doğuyor.
47 yaşında Ulusal Kahraman olarak ölüyor...

11 yaşındayken yetim kalıyor.
Okumayı köyünde kendi kendine öğreniyor.
Önce Resim yeteneği keşfediliyor.
1838'de özgürlüğüne kavuşturuluyor...

Rus Çarlığında önemli bir Ressam'dır.
Ukrayna Edebiyatında mühim bir Ozan'dır.
Yazdığı yazılarıyla, şiirleriyle..
Katkı yapmıştır Ukrayna Ulusal bilincini geliştirmeye...

Köleliğin kaldırılması.
İçin yaşamı boyunca savaştı.
Ancak, 10 Mart 1861'de öldü.
7 gün sonra Ukrayna'da köleliğe son verildi...

Shevchenko, büyük bir devrimci.
Sanatçı, şair, düşünür ve milliyetçi.
Modern Ukrayna Dili.
Ve Edebiyatının öncüsü...

Heykelleri var her yerde.
Odesa'da, Liviv'de, Kharkiv'de.
Amerika'da, Kanada'da ve Paris'te.
Bir de adına Üniversite, Kiev'de...

Böylesine ünlü bir aydını.
Böylesine ünlü bir Edebiyatçıyı.
Şevçenko kadar tanımıyorsak yeterince.
Bu eksiklik yeter de artar bize...


Nazım Hikmet'ten "Şevçenko'nun Kalemi" şiiri  (1956):

“... Kapısından içeri girer girmez
Şevçenko karşıladı beni
Gözlerini görür görmez
Eğildim, öptüm elini

Oturduk aynı sofrada, ekmeğini yedim
Dnepr'in suyunda yüzümü yudum
Ustam, bahtı karalığı bilirsin dedim
Arzettim memleketimin halini

Konuştuk şiir üstüne
Yüreğim gibi dedi, yana yana
Şiir düşmeli, dedi, halkın önüne
Verdi bana kalemini...”

11 Eylül 2017 Pazartesi

SHABO...



Ukrayna dilinde Shabo.
Romanca'da Şaba.
Bir bölge Odesa'ya 70 km uzaklıkta.
Akkerman'ın 7 km yakınında...

Burası bir Tatar kasabası aslında.
Kurulmuş 1500'lü yıllarda.
Acha-abag adıyla.
Türkçe'si "Aşağı Bağ" anlamında...

1812 yılında.
Bölgenin Ruslar tarafından işgalinden sonra.
Halkının göçmesiyle Osmanlı topraklarına.
Pek fazla insan kalmamış bu topraklarda...

O dönemde yalnızca 3-4 aile varmış buralarda.
Aleksander I karar vermiş buranın nüfusunu arttırmaya.
İsviçre'nin Vaud bölgesinden insanlar davet etmiş Aşağı Bağ'a.
Üzüm üretimini canlandırmak amacıyla... 

Ancak, yeni gelen İsviçreliler.
Aşağı Bağ'ı bir türlü telâffuz edememişler.
Bölgenin adı önce dönüşmüş Shabağ'a.
Sonrasında da Shaba'ya ve Shabo'ya...

Buraya yeni yerleşenler.
Ve onlardan sonra gelenler.
Dönüştürmüşler Shabo bölgesini günümüzde.
Önemli bir bağcılık üretim merkezine...

Shabo Şarap Merkezi.
Bunlardan birisi.
1300 metrekarelik bir alanda.
Çeşitli içkiler hazırlanıyor bu fabrikada...

1200 hektar'lık bağ alanında.
Chardonnay ve Muscat Ottonel.
C. Sauvignon, Merlot ve Pinot Noir.
Beyaz ve Kırmızı üzüm yetiştiriyorlar...

Her sezonda.
20 bin ton ağırlığında.
Kırmızı ve Beyaz üzüm.
Toplanıyor bu alanda...

13-14 milyon litre Şarap.
Ve 3 milyon litre Konyak.
Şampanya ve Votka üretiliyor burada.
Modern Shabo Fabrikası'nda...

10 dönüm'lük bir alanda.
10 milyon litreden fazla.
Şarap depolanıyor çelik ve meşe fıçılarda.
Yerin 5-10 metre altındaki depolarda...

Odesa gezimizin ikinci gününde.
Bir gezi gerçekleştirdik bu çağdaş üretim merkezine.
Çok güzel düzenlenmiş Tadım Merkezi'nde.
Şarapların tadına baktık hep birlikte...

Burada, eski topraklarımızda.
Bakıp bakıp hayıflandık Shabo'da..
Ana vatanımızda. 
Şarap üretiminin acıklı durumuna...


Shabo Şarap Fabrikası Fotoğraflarım:


.

8 Eylül 2017 Cuma

AKKERMAN...


-31 Ağustos 2017, Perşembe-

Akkerman; Basarabya bölgesinde.
Bilhord beldesinde stratejik bir kale.
Odesa'ya 70 km mesafede.
Dinyeper nehrinin Karadeniz'le birleşim yerinde...

Miletliler'ce.
Kurulmuş MÖ 600'lü senelerde.
Sonradan kullanılmış çeşitli medeniyetlerce.
Stratejik önemi nedeniyle...

Bu kale Bizans zamanında.
Anılmış Asperon adıyla.
Beyaz deniz kabuklarıyla.
Dolu kıyısı dolayısıyla...

Antik Yunanlılar.
Leucopolis demişler.
Yani Beyaz şehir.
Diye isimlendirmişler...

Romanya'lılar da.
Cetatea Alba.
Yani, Beyaz Kal'a.
Adıyla...

"Akkerman" kelimesiyle.
Yerel Türk dillerinden Peçenekçe.
Ak şehir veya Ak kaya tercümesiyle.
Şimdiye dek adını vermiş bu bölgeye...

Akkerman.
Dinyester nehrini denetlemede.
İlk ya da son kale.
Olmakla önemli bir bölge...

Bu kale 1484 senesinde.
Sultan II. Bayezid'in.
Boğdan seferinde.
Girmiş Osmanlı egemenliğine...

Osmanlı döneminde.
Balkanları kontrol etmekte.
Stratejik bir öneme.
Sahipti bu Kale...

1789 senesinde.
Rus kuvvetlerince.
Ele geçirildi.
Akkerman Kale'si...

3 yıl sonra.
1792 yılında.
İmzalanan Yaş Antlaşması'yla.
Yeniden verildi Osmanlı'ya...

1806 senesinde.
Uğradı tekrar Rus işgaline.
1812 Bükreş Antlaşması ile de.
Verildi Rus Devleti'ne...

Akkerman tam 325 sene.
Serhat kalemizdi bu bölgede.
Hüzünle dolaştık ecdadımızdan kalan bu yerlerde.
Ak kelimesinden başka bir anı kalmayan bu kalede...


Akkerman Kalesi Fotoğraflarım:

.

6 Eylül 2017 Çarşamba

ODESSA...




- 30-31 Ağustos 2017-

Kurban Bayramı'nda gittik Ukrayna'ya.
Kiev'e, Liviv'e ve Odessa'ya.
Ankara Üniversitesi Kültür Gezginleri grubuyla.
Samsun'dan YavuzTur'la ve Ülgen Yavuz'la...

İstanbul'dan bindik uçağa.
Yol aldık Karadeniz  batı kıyısı boyunca.
1.5 saatlik bir uçuşun sonunda.
İndik Odessa Havaalanı'na...

Odessa şehrine.
4 ay önce de gelmiştim.
Oranın güzelliklerini görüntülemiş.
Ve anılarımı da bloğumda yazmıştım:
http://yucel-tanyeri.blogspot.com.tr/2017/05/odesa.html

Tüm istememe karşın o gezimde.
Potemkin Merdivenleri'ni görememiştim.
Ama günün birinde bu Merdivenleri görmeye.
Geleceğim demiştim...

Aykut Hoca'mızla.
Ve Rehberimiz Anna'yla.
YavuzTur'un güzel ağırlamasıyle.
Bu kez de doyamadık Odessa'ya...

1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda.
Yapılan Yaş Antlaşması'yla.
Kadim Dostumuz Kraliçe Katerina'yla.
Bi şekilde anlaşarak veda etmişiz Odessa'ya...

Çariçe Katerina.
Bu savaşın sonunda.
Karar veriyor bir Liman yapmaya.
Odessa'ya...

Odessa kenti biraz yukarıda.
Liman ise biraz aşağıda.
Bu nedenle 1837-1841 yılları arasında.
Başlanıyor 200 basamaklı bir merdiven inşasına...

Bu devasa merdivenlere.
Primorsky Merdivenleri adı verilse de.
1905 senesinde.
Acı bir olay yaşanıyor bu merdivenlerde...

Şubat Devrimi'nin başlangıcında.
Potemkin Zırhlısı'nda çıkan isyanla.
Ve Odessa halkının bu isyana katılmasıyla.
Çarın askerleri bu merdivende başlar katliama...

1917 senesinde gerçekleşecek olan.
Sovyet Devrimi'nin ilk başlangıcıdır.
Potemkin Zırhlısı'nda olan olaylar.
Ve bu merdivenlerde yaşananlar...

Bu ayaklanmayı ve katliamı.
Sergei Eisenstein adlı.
Sinema yönetmeni dile getirir 1925 senesinde.
"Potemkin Zırhlısı" isimli siyah-beyaz filmiyle...

Primorsky Merdivenleri'nin ismi 1955 senesinde.
Sovyet Devrimi'nin 50. yıl dönümünde.
Sovyetler Birliği yönetimince.
Çevrilir "Potemkin Merdivenleri"ne...

"Karadenizin İncisi" tanımlamasına.
Çok uygun bir kent Odessa.
İki gün de, iki defa da gelmek yetmiyor asla.
Bu güzel kente doymaya...


Yeni Odessa Fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipNF7irvqXuNjdWqQeG6-_FL9MPiD_xcKjK4gO97-ZmtMXjZk9aJBVeOxnNjw-uzYg/photo/AF1QipPJIOyc2zRdaabERzXZvJs6YSmrtJIAZzU_iDQ2?key=RHJ5ZXNwUkMtRHNfbW1oRjFFQ2Fqa3Y5MWctam9R
.

24 Ağustos 2017 Perşembe

BALTİMORE...


Maryland Eyaleti'ndeki.
Baltimore kenti.
Bizim kaldığımız yere.
Uzaklığı yaklaşık 60 kilometre...

Bir Cumartesi öğlenden sonra.
Gittik Baltimore'a.
5-6 saat kaldıktan sonra.
Yeniden döndük Washington'a...

Chesapeake körfezinde.
Dünyanın 3. büyük haliçinde.
Kurulmuş 1730 senesinde.
İlk Valisi de Lord Baltimore...

1812 yılında.
İç savaş sırasında.
Birleşik Krallık  donanmasınca.
Baltimore tutuldu topa...

Bu saldırı sırasında.
Francis Scott Key isimli bir ozanca.
Yazılan dizeler sonradan 1931 yılında.
ABD'nin Ulusal Marşı olarak kabul edildi...

Sonraki yıllarda.
Körfezdeki sığınaklı konumuyla.
Baltimore dönüştü önemli ticari bir limana.
Orta Atlantik kıyılarında...

1950'li yıllarda Amerika'da.
1 milyon nüfusuyla.
Detroit'ten sonra.
Baltimore  bulunuyordu 6. sırada...

Ancak bundan sonraki senelerde.
Baltimore giderek artan biçimde.
Önemini yitirdi ve ticari bir şehirden.
Dönüştü hizmet sektörü ağırlıklı bir kente...

Baltimore günümüzde.
En büyük 20. şehir ABD'de.
Nüfusu da 2000 senesinde.
600 bin düzeyinde...

1807 senesinde.
Kurulan ABD'nin ilk Üniversitesi.
Maryland Üniversitesi ve.
Meşhur Johns Hopkins Üniversitesi de bu kentte...

Zamanınız kısıtlıysa Baltimore'da.
Gitmeniz öneriliyor iç Liman'a.
Eski ile yeni birlikte burada.
Sokaklarda, dükkânlarda, restoranlarda...


Baltimore fotoğraflarım:

21 Ağustos 2017 Pazartesi

AMERİKAN SANAT ve PORTRE MÜZESİ...



Washington'daki son günümüzdü.
Hava güzeldi.
Kızım Tuğba önerdi:
"Ulusal Portre Müzesi'ne gidelim" dedi...

Oldum olası.
Severdim resimleri, tabloları.
Doğrusu portreler çok ilgimi çekmezdi.
Çoğu durağan resimlerdi...

"Gitmesek olmaz mı" dedim.
"Ama çok güzel" dedi.
Anlattı ve sonunda beni ikna etti.
Görünce "çok beğeneceğimi" söyledi...

Smithsonian Enstitüsü'ne bağlı.
"Amerikan Sanatı.
Ve Portre Merkezi".
Buranın gerçek adı...

100 yılı aşkın bir zamandan beri.
Amerikan Sanatı'nın.
Dünyadaki.
En büyük, en kapsamlı merkezi...

Eski bir Patent Binası.
Burası.
1836'da yapımına başlandı.
Tam olarak 1842'de tamamlandı...

Neoklasik stiliyle.
Antik Yunan Mimarisi'ne benzerliğiyle.
Atina'daki Parthenon'u andıran biçimiyle.
Çok güzel bir yapı, olanca muhteşemliğiyle...

1861-1865 arasında.
Sivil Savaş sırasında.
Yaralı askerlere.
Kullanılmış Hastahane göreviyle...

1932 senesine kadar.
Görev yapmış Patent Binası olarak.
Kongre'nin Smithsonian Enstitiüsü'ne vermesiyle.
Müzeye dönüşmüş 1968'de...

Çok güzel bir bina.
Muhteşem sütunlarıyla.
Ortada geniş avlusu ve üzerindeki modern çatısıyla.
Ve de Başkan Lincoln'un  Balo Salonu'yla...

Amerikan Sanat Eserleri sergileniyor burada.
400 bini aşkın sanat eseri var deposunda.
7000 sanatçı temsil ediliyor bu Müzede.
Üç katta ve 17 farklı galeride...

Sergileniyor Kızılderililer, Avrupa'dan gelenler.
Amerikan iç Savaşından görüntüler.
Amerikan yaşamı, insanları, olayları, başarıları.
Bilim adamları, Sporcuları, Sanatçıları ve de Başkanları...

Gerçekten, mekânın olağanüstülüğüyle.
Sergilenen eserlerin çokluğu ve güzelliğiyle.
Hatta hatta Portreler'inin muhteşemliğiyle.
Burası da muhakkak görülmesi gereken bir Müze...


Amerikan Sanat ve Portre Müzesi Fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipMwAAKMSOiBykvqmIwIN4fyVFCzlP4YzlyUc0og2dv0Kmw0MuDVrGhM6dBhDQCUsw/photo/AF1QipPI1WvttcSlIj-1DBey3wWUa0qNNzgKzzXgRl7z?key=ZVdJTnJNNWE5RjhTYS0zMGhBY2xUakEtazZZUFZn

.

18 Ağustos 2017 Cuma

LURAY OTOMOBİL MÜZESİ...




Luray, ABD'nin Virginia Eyaleti'nde.
Shenandoah Milli Parkı sınırları içinde.
İlginç mağaraları ile.
Ünlü küçük bir belde...

Toplam nüfusu.
2010 senesindeki.
Verilere göre.
4895 sadece...

Her sene.
Yüz binlerce.
Gezgin geliyor bu beldeye.
Mağaraları görmeye...

Onları eğlendirmek için de.
Birçok etkinliklere.
Yer verilmekte.
Bu kentte...

Yeme, içme.
Halat üzerinde yürüme.
Labirent içinde gezme.
Ve birkaç da Müze...

Bu Müzelerden.
En ilginci.
En dikkat çekicisi.
Bir Otomobil Müzesi...

Car&Carriage Caravan Müzesi.
Bunun orijinal ismi.
Otomobil, Taşıma. 
Fayton ve Araba ile ilgili hepsi...

140'ın üzerinde obje.
Var bu Müzede.
Sırt sırta, iç içe.
Yaklaşık düzende...

1700'ler, 1900'lar.
Peugeot'lar, Cadillac'lar.
Rolls-Royce'lar, Ford'lar.
Hepsi buradalar...

Tümü gıcır gıcır, pırıl pırıl.
Güzellikte ayrı güzel her birisi.
Modern otomobilleri.
Yolda yaya bırakır bunların hepisi...

Luray Otomobil Müzesi Fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipMWDDal4cyk_XI1DILce6He8qzmMSRF2nE8DtMYClsgF8GS8XQqPp2QN77BFJDyFA/photo/AF1QipOwHC1qBefBXTzHsYRspCi_gJpmWUYpFyg_oTGl?key=bms4cTZiQmQxVlBYc1QxVEJiNk5aQW1tREJydGZn

.

15 Ağustos 2017 Salı

NGA DOĞU BİNASI...




Washington'daki.
Ulusal Sanat Galerisi.
Oldukça eski.
Bir Sanat Müzesi...

Önceki yazımda anlattığım Batı Binası.
Klasik bir yapıydı.
Doğu Binası ise farklı.
Yeni ve Modern bir yapı...

Doğu Binasını.
Üç yıl önce görmüştüm.
Daha tamamlanmamıştı.
Sergilemeler henüz başlamamıştı...

2016 senesinde.
Yani 2 yıl önce.
Bina bitirilmiş.
Eserler sergilenmesi başlamış...

Doğu Binası'na.
Batı Binası'ndan.
Ve 4. Cadde'nin altından.
Bir geçitle geçiliyor...

Computer programlı.
41 bin LED ışıklı.
60 metre uzunluğunda.
Yürüyen merdivenli bir yolla...

Pablo Picasso, Henri Matisse.
Andy Warhol, Alexander Calder gibi.
Çağdaş sanatçıların eserlerini görmek için.
Bu yolu geçmek gerekli...

Geniş, aydınlık ve rahat alanlar.
Kübik, renkli ve büyük duvarlar.
Olağanüstü modern yapıtlar.
Doğu Binasındalar...

Eserlerin sahipleri.
Yapıtlarının güzellikleri.
Ve binanın modernliği.
Biri biriyle burada yarışıyor besbelli...

14 Ağustos 2017 Pazartesi

WASHINGTON ULUSAL SANAT GALERİSİ...



Ulusal Sanat Galerisi.
Ya da.
National Gallery of Art.
Washington'da...

Bu müthiş Müze.
Sanatsever kimselerle.
Onların bağışladığı eserlerle.
Gelmiş bu günlere...

Pittsburgh'dan kolleksiyoner.
Andrew Mellon, 1921 yılında.
İlk kez ve çok değerli tablolarla.
Öncülük yapmış bağışlarıyla...

Binanın temeli 1937'de atılmış.
1941'de tamamlanmış.
Kuzey Amerika'nın.
En büyük Müzesi olmuş...

Bu Müze'de 15 bin Fotoğraf.
4 bin Resim, 3 bin Heykel.
31 bin Çizim, 70 bin Baskı.
Toplam 125 bin eser var...

Müze.
Üç ayrı bölümden oluşuyor.
Doğu ve Batı binaları ile.
Açıkhava Heykel sergisiyle...

Batı binası.
Uzatılmış "H" biçiminde bir yapı.
Her tarafı.
Mermerlerle kaplı...

Ortasında Rotunda yer almakta.
Yüksek kubbeli tavanıyla.
Muhteşem yeşil mermer sütunlarıyla.
Roma'daki Pantheon'a benzer yapısıyla...

Batı binasında.
Ortaçağ'dan 20. yüzyıla.
Rembrant'tan, Van Gogh'a.
Birçok başyapıt resimler yer almakta...

Monet'ler, Renoir'ler, Degas'lar.
Pissaro'lar, Cezanne'lar, Rodin'ler.
Rembrant'lar, El Greco'lar, Titian'lar.
Raphael'ler, Michelangelo'lar...

Bellini'ler, Leonardo da Vinci'ler.
Gauguin'ler, Vincent Van Gogh'lar.
Delacroix'lar, Lautrec'ler, Rubens'ler.
Biri birinden güzel eserleriyle bu Müze'deler...

Bu muhteşem Sanat Galerisi'ni.
Gezmek bile alır birkaç günü.
Dilerseniz şimdi burayı hızla gezelim.
Doğu binası'nı sonraya bırakalım...

National Gallery of Art Fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipPVm94v4usAZCEyVY4QLzC-5rTm4tEk91M8f3j8YMdD5_KKTJ7vGbCNCnPXuv5mIg/photo/AF1QipNYo15qSGWr2Y73Z9GownV2yQF3YV1aO9NrLC06?key=S0FJcXNkdnBGRG9sdVllTUstRDFkUExhaW1wem53

.


11 Ağustos 2017 Cuma

ATLANTIC CITY NOSTALJİSİ...



Atlantic City'ye gitmiştim geçen hafta.
Anılarımı anlatmıştım son yazımda.
Kısaca geçmişine değinmiştim.
Bugün gelinen durumu özetlemiştim...

Atlantic City günümüzde.
Kumarhaneleriyle.
Ve çok sayıda otelleriyle.
Dönüşmüş para döndürülen bir kente...

Çoğu kişi buraya geliyor.
Kumarhanelere giriyor.
Uzun bir süre buralarda vakit geçiriyor.
Ve çoğu kez de kaybediyor...

Sosyal ilişkiler yok denecek seviyede.
Kişiler biri biriyle görüşmüyor bile.
Vakit geçiriliyor kumarhanelerde.
Birçok elektronik makinelerle...

Sosyal aktivite.
Hak getire.
Sabahtan akşama.
Makinelerin başında...

Atlantic City'nin.
Eski fotoğraflarını indirdim.
Şöyle bir göz geçirdim.
Aktivitelerin çokluğuna hayret ettim...

Güzel giyimli insanlar.
Broadwalk'ta piyasa yapanlar.
Mayolarını giyenler.
Kalabalık biçimde denize girenler...

Kongre Binaları.
Güzellik yarışmaları.
Dans edenler.
Biri biriyle sohbet edenler...

Meşhur kumarbazlar.
Al Capon'lar.
Marilyn Monroe'lar.
Miss America'lar...

Siz de bakın fotoğraflara.
Atlantic City'nin eski yıllarına.
O güzelim ilişkilere, dostluklara.
İmreneceksniz vallaha...

Lâf aramızda.
Şu kısacık yaşamımızda.
Bilgisayarla Cep telefonu arasında.
Sıkışıp kaldık gibi geliyor bana...

Nostaljik Atlantic City Fotoğrafları:

Atlantic City Güzel Eski Günler klibi:

.

10 Ağustos 2017 Perşembe

ATLANTIC CITY'DE...



Gecenin 03'ünde..
Dursun ve Temel sokakta birlikte yürümekte.
Temel'in bir tek don kalmış üzerinde.
Dursun ise anadan üryan ona eşlik etmekte...

Dursun şöyle.
Bir bakmış Temel'e.
"Ula Temel" demiş birden bire.
"Kumarda nerede duracağunu biliyorsun hergele..."

...............

Bu hafta sonu gittik Atlantic City'e.
ABD'nin doğu sahilinde.
New Jersey eyaletinde.
Kumar oyunlarıyla meşhur bir beldeye...

Şehir kurulmuş 1854 senesinde.
Ahşap bir yürüyüş yolu yapılmış sahilde.
Kumlar üzerine.
Boardwalk ismiyle 1870'te....

İlk Otel açılmış 1905 senesinde.
Bally's ismiyle.
1000 odalı bir otel 1929 yılında.
400 odalı Claridge Oteli de 1930'da...

1920'lerden sonra.
Turizm zirve yapmış burada.
İçki, Gece Kulüpleri ve gizli Kumar Odalarıyla.
Atlantic City'nin ünü yayılmış kısa zamanda...

Convention Hall (Kongre Salonu) yapıldı 1929'da.
Miss America Güzellik yarışmaları yapıldı burada.
En çok rating yapan programlardı 1960'lı yıllarda.
Güzellik Yarışmaları Amerikan Televizyonlarında...

1976'da yapılan bir referandum sonrasında.
Yasal Kumar oyunlarına başlandı 1978 yılında..
Birçok Casino'lar, Otel'ler açıldı hızla.
Atlantic City başladı birden para basmaya...

1980'lerde.
Donald Trump'ın öncülük etmesiyle.
Boks Maçları da başladı Atlantic City'de.
Mike Tyson her maçında burada çıktı ringe...

1990'larda.
Yeni açılan Otel ve Casino'larla.
En önemli bir Turizm Merkeziydi.
Atlantic City, Amerika'da...

Yakın bir zamana kadar Atlantik Şehri.
Doğu sahilinin Kumar Başkenti idi.
Yılda 28.5 milyon ziyaretçisiyle
33 bin çalışan ve 3.3 milyar dolar geliriyle...

Ancak son yıllarda ABD'de ekonominin bozulmasıyla.
Delawere, Maryland ve New York'ta.
Yasal Kumarhanelerin açılmasıyla.
Atlantic City düşüşe başladı olanca hızıyla...

Ben daha önce 1996 yılında da.
Gelmiştim buraya.
Atlantic City'deki hareketliliğe ve kalabalığa.
Hayret etmiştim o yıllarda...

Bu kez gittiğimde.
Atlantic City'ye.
Eski görkemiyle mukayese ettiğimde.
Gördüm ki gitmiş Atlantic City hayli geriye...

Yine Casino'larda oynayanlar.
Boardwalk'ta gezenler, tozanlar.
Otellerde kalanlar.
Var ama az sayıdalar...

"Onları bırak, ne kadar kaybettin" derseniz.
Temel gibi, kumarda nerede duracağımı iyi bilirim.
"Hiç kazanmadım" diyebilirim..
Ama "hiç kaybetmediğimi" de söyleyebilirim...

Anladınız tabii.
Kumar oynamayı bilmem ki.
Bizimkisi.
Zaten bir fotoğraf gezisiydi...


Atlantic City Fotoğraflarım:
.