YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

21 Ağustos 2017 Pazartesi

AMERİKAN SANAT ve PORTRE MÜZESİ...



Washington'daki son günümüzdü.
Hava güzeldi.
Kızım Tuğba önerdi:
"Ulusal Portre Müzesi'ne gidelim" dedi...

Oldum olası.
Severdim resimleri, tabloları.
Doğrusu portreler çok ilgimi çekmezdi.
Çoğu durağan resimlerdi...

"Gitmesek olmaz mı" dedim.
"Ama çok güzel" dedi.
Anlattı ve sonunda beni ikna etti.
Görünce "çok beğeneceğimi" söyledi...

Smithsonian Enstitüsü'ne bağlı.
"Amerikan Sanatı.
Ve Portre Merkezi".
Buranın gerçek adı...

100 yılı aşkın bir zamandan beri.
Amerikan Sanatı'nın.
Dünyadaki.
En büyük, en kapsamlı merkezi...

Eski bir Patent Binası.
Burası.
1836'da yapımına başlandı.
Tam olarak 1842'de tamamlandı...

Neoklasik stiliyle.
Antik Yunan Mimarisi'ne benzerliğiyle.
Atina'daki Parthenon'u andıran biçimiyle.
Çok güzel bir yapı, olanca muhteşemliğiyle...

1861-1865 arasında.
Sivil Savaş sırasında.
Yaralı askerlere.
Kullanılmış Hastahane göreviyle...

1932 senesine kadar.
Görev yapmış Patent Binası olarak.
Kongre'nin Smithsonian Enstitiüsü'ne vermesiyle.
Müzeye dönüşmüş 1968'de...

Çok güzel bir bina.
Muhteşem sütunlarıyla.
Ortada geniş avlusu ve üzerindeki modern çatısıyla.
Ve de Başkan Lincoln'un  Balo Salonu'yla...

Amerikan Sanat Eserleri sergileniyor burada.
400 bini aşkın sanat eseri var deposunda.
7000 sanatçı temsil ediliyor bu Müzede.
Üç katta ve 17 farklı galeride...

Sergileniyor Kızılderililer, Avrupa'dan gelenler.
Amerikan iç Savaşından görüntüler.
Amerikan yaşamı, insanları, olayları, başarıları.
Bilim adamları, Sporcuları, Sanatçıları ve de Başkanları...

Gerçekten, mekânın olağanüstülüğüyle.
Sergilenen eserlerin çokluğu ve güzelliğiyle.
Hatta hatta Portreler'inin muhteşemliğiyle.
Burası da muhakkak görülmesi gereken bir Müze...


Amerikan Sanat ve Portre Müzesi Fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipMwAAKMSOiBykvqmIwIN4fyVFCzlP4YzlyUc0og2dv0Kmw0MuDVrGhM6dBhDQCUsw/photo/AF1QipPI1WvttcSlIj-1DBey3wWUa0qNNzgKzzXgRl7z?key=ZVdJTnJNNWE5RjhTYS0zMGhBY2xUakEtazZZUFZn

.

18 Ağustos 2017 Cuma

LURAY OTOMOBİL MÜZESİ...




Luray, ABD'nin Virginia Eyaleti'nde.
Shenandoah Milli Parkı sınırları içinde.
İlginç mağaraları ile.
Ünlü küçük bir belde...

Toplam nüfusu.
2010 senesindeki.
Verilere göre.
4895 sadece...

Her sene.
Yüz binlerce.
Gezgin geliyor bu beldeye.
Mağaraları görmeye...

Onları eğlendirmek için de.
Birçok etkinliklere.
Yer verilmekte.
Bu kentte...

Yeme, içme.
Halat üzerinde yürüme.
Labirent içinde gezme.
Ve birkaç da Müze...

Bu Müzelerden.
En ilginci.
En dikkat çekicisi.
Bir Otomobil Müzesi...

Car&Carriage Caravan Müzesi.
Bunun orijinal ismi.
Otomobil, Taşıma. 
Fayton ve Araba ile ilgili hepsi...

140'ın üzerinde obje.
Var bu Müzede.
Sırt sırta, iç içe.
Yaklaşık düzende...

1700'ler, 1900'lar.
Peugeot'lar, Cadillac'lar.
Rolls-Royce'lar, Ford'lar.
Hepsi buradalar...

Tümü gıcır gıcır, pırıl pırıl.
Güzellikte ayrı güzel her birisi.
Modern otomobilleri.
Yolda yaya bırakır bunların hepisi...

Luray Otomobil Müzesi Fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipMWDDal4cyk_XI1DILce6He8qzmMSRF2nE8DtMYClsgF8GS8XQqPp2QN77BFJDyFA/photo/AF1QipOwHC1qBefBXTzHsYRspCi_gJpmWUYpFyg_oTGl?key=bms4cTZiQmQxVlBYc1QxVEJiNk5aQW1tREJydGZn

.

15 Ağustos 2017 Salı

NGA DOĞU BİNASI...




Washington'daki.
Ulusal Sanat Galerisi.
Oldukça eski.
Bir Sanat Müzesi...

Önceki yazımda anlattığım Batı Binası.
Klasik bir yapıydı.
Doğu Binası ise farklı.
Yeni ve Modern bir yapı...

Doğu Binasını.
Üç yıl önce görmüştüm.
Daha tamamlanmamıştı.
Sergilemeler henüz başlamamıştı...

2016 senesinde.
Yani 2 yıl önce.
Bina bitirilmiş.
Eserler sergilenmesi başlamış...

Doğu Binası'na.
Batı Binası'ndan.
Ve 4. Cadde'nin altından.
Bir geçitle geçiliyor...

Computer programlı.
41 bin LED ışıklı.
60 metre uzunluğunda.
Yürüyen merdivenli bir yolla...

Pablo Picasso, Henri Matisse.
Andy Warhol, Alexander Calder gibi.
Çağdaş sanatçıların eserlerini görmek için.
Bu yolu geçmek gerekli...

Geniş, aydınlık ve rahat alanlar.
Kübik, renkli ve büyük duvarlar.
Olağanüstü modern yapıtlar.
Doğu Binasındalar...

Eserlerin sahipleri.
Yapıtlarının güzellikleri.
Ve binanın modernliği.
Biri biriyle burada yarışıyor besbelli...

14 Ağustos 2017 Pazartesi

WASHINGTON ULUSAL SANAT GALERİSİ...



Ulusal Sanat Galerisi.
Ya da.
National Gallery of Art.
Washington'da...

Bu müthiş Müze.
Sanatsever kimselerle.
Onların bağışladığı eserlerle.
Gelmiş bu günlere...

Pittsburgh'dan kolleksiyoner.
Andrew Mellon, 1921 yılında.
İlk kez ve çok değerli tablolarla.
Öncülük yapmış bağışlarıyla...

Binanın temeli 1937'de atılmış.
1941'de tamamlanmış.
Kuzey Amerika'nın.
En büyük Müzesi olmuş...

Bu Müze'de 15 bin Fotoğraf.
4 bin Resim, 3 bin Heykel.
31 bin Çizim, 70 bin Baskı.
Toplam 125 bin eser var...

Müze.
Üç ayrı bölümden oluşuyor.
Doğu ve Batı binaları ile.
Açıkhava Heykel sergisiyle...

Batı binası.
Uzatılmış "H" biçiminde bir yapı.
Her tarafı.
Mermerlerle kaplı...

Ortasında Rotunda yer almakta.
Yüksek kubbeli tavanıyla.
Muhteşem yeşil mermer sütunlarıyla.
Roma'daki Pantheon'a benzer yapısıyla...

Batı binasında.
Ortaçağ'dan 20. yüzyıla.
Rembrant'tan, Van Gogh'a.
Birçok başyapıt resimler yer almakta...

Monet'ler, Renoir'ler, Degas'lar.
Pissaro'lar, Cezanne'lar, Rodin'ler.
Rembrant'lar, El Greco'lar, Titian'lar.
Raphael'ler, Michelangelo'lar...

Bellini'ler, Leonardo da Vinci'ler.
Gauguin'ler, Vincent Van Gogh'lar.
Delacroix'lar, Lautrec'ler, Rubens'ler.
Biri birinden güzel eserleriyle bu Müze'deler...

Bu muhteşem Sanat Galerisi'ni.
Gezmek bile alır birkaç günü.
Dilerseniz şimdi burayı hızla gezelim.
Doğu binası'nı sonraya bırakalım...

National Gallery of Art Fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipPVm94v4usAZCEyVY4QLzC-5rTm4tEk91M8f3j8YMdD5_KKTJ7vGbCNCnPXuv5mIg/photo/AF1QipNYo15qSGWr2Y73Z9GownV2yQF3YV1aO9NrLC06?key=S0FJcXNkdnBGRG9sdVllTUstRDFkUExhaW1wem53

.


11 Ağustos 2017 Cuma

ATLANTIC CITY NOSTALJİSİ...



Atlantic City'ye gitmiştim geçen hafta.
Anılarımı anlatmıştım son yazımda.
Kısaca geçmişine değinmiştim.
Bugün gelinen durumu özetlemiştim...

Atlantic City günümüzde.
Kumarhaneleriyle.
Ve çok sayıda otelleriyle.
Dönüşmüş para döndürülen bir kente...

Çoğu kişi buraya geliyor.
Kumarhanelere giriyor.
Uzun bir süre buralarda vakit geçiriyor.
Ve çoğu kez de kaybediyor...

Sosyal ilişkiler yok denecek seviyede.
Kişiler biri biriyle görüşmüyor bile.
Vakit geçiriliyor kumarhanelerde.
Birçok elektronik makinelerle...

Sosyal aktivite.
Hak getire.
Sabahtan akşama.
Makinelerin başında...

Atlantic City'nin.
Eski fotoğraflarını indirdim.
Şöyle bir göz geçirdim.
Aktivitelerin çokluğuna hayret ettim...

Güzel giyimli insanlar.
Broadwalk'ta piyasa yapanlar.
Mayolarını giyenler.
Kalabalık biçimde denize girenler...

Kongre Binaları.
Güzellik yarışmaları.
Dans edenler.
Biri biriyle sohbet edenler...

Meşhur kumarbazlar.
Al Capon'lar.
Marilyn Monroe'lar.
Miss America'lar...

Siz de bakın fotoğraflara.
Atlantic City'nin eski yıllarına.
O güzelim ilişkilere, dostluklara.
İmreneceksniz vallaha...

Lâf aramızda.
Şu kısacık yaşamımızda.
Bilgisayarla Cep telefonu arasında.
Sıkışıp kaldık gibi geliyor bana...

Nostaljik Atlantic City Fotoğrafları:

Atlantic City Güzel Eski Günler klibi:

.

10 Ağustos 2017 Perşembe

ATLANTIC CITY'DE...



Gecenin 03'ünde..
Dursun ve Temel sokakta birlikte yürümekte.
Temel'in bir tek don kalmış üzerinde.
Dursun ise anadan üryan ona eşlik etmekte...

Dursun şöyle.
Bir bakmış Temel'e.
"Ula Temel" demiş birden bire.
"Kumarda nerede duracağunu biliyorsun hergele..."

...............

Bu hafta sonu gittik Atlantic City'e.
ABD'nin doğu sahilinde.
New Jersey eyaletinde.
Kumar oyunlarıyla meşhur bir beldeye...

Şehir kurulmuş 1854 senesinde.
Ahşap bir yürüyüş yolu yapılmış sahilde.
Kumlar üzerine.
Boardwalk ismiyle 1870'te....

İlk Otel açılmış 1905 senesinde.
Bally's ismiyle.
1000 odalı bir otel 1929 yılında.
400 odalı Claridge Oteli de 1930'da...

1920'lerden sonra.
Turizm zirve yapmış burada.
İçki, Gece Kulüpleri ve gizli Kumar Odalarıyla.
Atlantic City'nin ünü yayılmış kısa zamanda...

Convention Hall (Kongre Salonu) yapıldı 1929'da.
Miss America Güzellik yarışmaları yapıldı burada.
En çok rating yapan programlardı 1960'lı yıllarda.
Güzellik Yarışmaları Amerikan Televizyonlarında...

1976'da yapılan bir referandum sonrasında.
Yasal Kumar oyunlarına başlandı 1978 yılında..
Birçok Casino'lar, Otel'ler açıldı hızla.
Atlantic City başladı birden para basmaya...

1980'lerde.
Donald Trump'ın öncülük etmesiyle.
Boks Maçları da başladı Atlantic City'de.
Mike Tyson her maçında burada çıktı ringe...

1990'larda.
Yeni açılan Otel ve Casino'larla.
En önemli bir Turizm Merkeziydi.
Atlantic City, Amerika'da...

Yakın bir zamana kadar Atlantik Şehri.
Doğu sahilinin Kumar Başkenti idi.
Yılda 28.5 milyon ziyaretçisiyle
33 bin çalışan ve 3.3 milyar dolar geliriyle...

Ancak son yıllarda ABD'de ekonominin bozulmasıyla.
Delawere, Maryland ve New York'ta.
Yasal Kumarhanelerin açılmasıyla.
Atlantic City düşüşe başladı olanca hızıyla...

Ben daha önce 1996 yılında da.
Gelmiştim buraya.
Atlantic City'deki hareketliliğe ve kalabalığa.
Hayret etmiştim o yıllarda...

Bu kez gittiğimde.
Atlantic City'ye.
Eski görkemiyle mukayese ettiğimde.
Gördüm ki gitmiş Atlantic City hayli geriye...

Yine Casino'larda oynayanlar.
Boardwalk'ta gezenler, tozanlar.
Otellerde kalanlar.
Var ama az sayıdalar...

"Onları bırak, ne kadar kaybettin" derseniz.
Temel gibi, kumarda nerede duracağımı iyi bilirim.
"Hiç kazanmadım" diyebilirim..
Ama "hiç kaybetmediğimi" de söyleyebilirim...

Anladınız tabii.
Kumar oynamayı bilmem ki.
Bizimkisi.
Zaten bir fotoğraf gezisiydi...


Atlantic City Fotoğraflarım:
.

3 Ağustos 2017 Perşembe

AMISH'LER...



Elektrik de Ampul de ABD'de icat edildi.
Graham Bell, telefonu ilk kez burada kullandı.
Otomobil ilk kez burada seri imalata başladı.
TV ve Bilgisayar kullanımı buradan dünyaya yayıldı...

Facebook'u, İnternet'i.
Google'u, İnstagram'ı, Twitter'i.
Ve de Uzay teknolojileri ile.
Övmek değil amacım ABD'yi...

21. yüzyılda ve bu ülkede.
Amerika Birleşik Devletleri'nde.
Elektrik, Telefon, Otomobil, TV ve Bilgisayar.
Tümünü hiç ama hiç kullanmayan binlerce insan var...

Amish'ler deniliyor bunlara.
Sayıları hiç de küçümsenmeyecek durumda.
2010 yılında yapılan bir araştırmayla.
Sayıları 250 bin'den fazla...

Öncelikle bir tarikat Amishler.
Hıristiyanlığın Menonit kilisesinden.
Kuruluşları oldukça eski, 1693'lerden.
Kurucusu da Jakob Amman,  İsviçre'den...

Farklı inanışlara uygulanan baskılarla.
Amishler geçmişler önce İsviçre'den Alsace'a.
Sonradan da Kral XIV. Louis zamanında.
Kovulmuşlar yakın ülkelere sonraki yıllarında...

1720-1755 yılları arasında.
300 civarında Amish göç etmiş Amerika'ya.
William Penn kucak açmış bunlara.
O yıllarda Pennsylvania'da...

1789 Fransız İhtilali.
Sonraki Napolyon dönemi.
Yerlerinden yurtlarından etmiş Amishler'i.
Bunların 3000'i daha tercih etmiş ABD'ni...

Amish denilen bu gruplar.
Oldukça tutucu dindarlar.
Kapalı bir toplumda yaşıyorlar.
Tarım ve marangozlukta hayli ustalar...

Evlerine elektriği sokmuyorlar.
Elektrikli hiçbir şey kullanmıyorlar.
Tüm gün tarlada çalışıyorlar.
Gece mum ışığında yaşıyorlar...

Tarlada Traktör filan kullanmıyorlar.
Toprağı halâ Karasabanla işliyorlar.
Otomobil'e binmiyorlar.
At'la çekilen Faytonları kullanıyorlar...

Köylerinde Kilise'ye ihtiyaç duymuyorlar.
Tanrı ile her yerde buluşulabileceğine inanıyorlar.
Akşamları kendi evlerinde dua ediyorlar.
Pazar günleri de ahırlarda toplanıyorlar...

Çok sade bir yaşam sürdürüyorlar.
Dışarıdan hemen hemen bir şey almıyorlar.
Her şeylerini kendileri yapıp, üretiyorlar.
Çok sade giyiniyorlar, basit bir yaşam sürüyorlar...

Devlet hizmetinde çalışmıyorlar.
Oy kullanmıyorlar.
Askerlik yapmıyorlar.
Vergi bile vermiyorlar...

Güçlü bir aile bağları var.
Dışarıdan evlenmiyorlar.
Ailede büyüğe saygı duyuyorlar.
Ortalama 6-7 çocuk yapıyorlar...

Tanrının insanı sade bir yaşam için yarattığına inanıyorlar.
Erkekler uzun kollu gömlekler giyiyorlar.
Kışın siyah fötr şapka takıyorlar.
Yazın ise beyaz hasır şapka kullanıyorlar...

Kadınlar da çok sade giyiniyorlar.
Pastel ve dikkati çekmeyen renkler.
Tek parça uzun kollu ve önlüklü  giysiler.
Başlarına siyah veya beyaz kep takıyorlar...

Erkekler evlendiğinde sakal bırakıyorlar.
Askerleri anımsattığı için bıyık bırakmıyorlar.
Kadınlar asla mücevher takmıyorlar.
En fazla bazı kutlamalarda çiçek takıyorlar...

Amishler başka dinden, mezhepten olanlarla evlenmezler.
Fotoğraf asla çektirmezler.
Radyo dinlemezler, TV seyretmezler.
Telefon, Cep Telefonu kullanmazlar...

Çamaşır ve bulaşıklarını elde yıkarlar.
Amishler Bankaya uğramazlar.
Banka Kartı kullanmazlar.
Sağlık Sigortası yapmazlar...

Erkekler ya tarlada çalışırlar.
Ya da marangozluk yaparlar.
Kadınlar ise ev işlerine bakar.
Ve çocuklarını yaşama hazırlar...

Amishler'in hepsi iyi çiftçidirler.
Toprakla haşır neşirdirler.
Ziraati çok iyi bilirler.
Mükemmel ürünler yetiştirirler...

Geçen hafta Pensilvanya'da.
New Wilmington'da bir ziyaret yaptık bu topluluğa.
Köylerine gittik, bazıları ile görüştük.
Temizliklerine, becerilerine hayret ettik...

Tertemiz, bembeyaz köy evleri.
Derli-toplu, bakımlı bahçeleri.
Güvenilir, sağlam kişilikleri.
Biz çok sevdik bu Amishler'i...

İki gün elektriksiz kaldığınızı.
İki gün Radyo dinleyemediğinizi, TV izleyemediğinizi.
İnternete giremediğinizi, kitap-gazete okuyamadığınızı.
Düşünün Cep telefonunuzu hiç kullanamadığınızı...

Telefondan, bilgisayardan, maillerin çokluğundan.
Günlük yaşamın hızından, koşuşturmalardan.
Trafik keşmekeşinde yorulduğunuzda.
Amishler gelsin biraz aklınıza...



Amishler ile ilgili kendi fotoğraflarım:

Amishler ile ilgili İnternetten Fotoğraflar:

.

31 Temmuz 2017 Pazartesi

PITTSBURGH EVLERİ...



Tuğba'nın bir Konferansı için.
Pittsburgh'a gittik ve üç gün süreyle.
Squirrel Hill bölgesinde.
Kaldık Bartlett caddesi'nde bir evde...

Ev Tuğba ve Aykan'ın.
Sırp kökenli meslektaşlarının.
Prof. Milica Bacic ve
Prof. Robert Hayden'in evi...

Evleri Pittsburgh'un belki de.
En güzel mahallesinde.
Squirrel Hill bölgesinde.
Küçük bir bahçe içinde...

Squirrel Hill.
Bu bölgede yoğun olarak yaşayan.
Gri Sincaplar'dan. 
Alıyor adını...

İlk ev yapımı bu bölgede.
Yapılmış 1760 senesinde.
Fort Pitt Kalesinde görevli bir askerce..
Albay James Burd'un girişimiyle... 

Güzel bir kent plânlamasıyla.
Biri birini dik kesen sokaklarıyla.
Genellikle iki katlı, tuğla yapılarıyla.
Ev yapımları sürmüş sonraki yıllarda da...

19. yüzyılın sonunda.
Yapılan evler hala kullanılmakta.
Önündeki çim alanlarıyla.
Ve bahçesindeki ulu ağaçlarıyla...

25 bin nüfuslu bu bölgede.
Tüm evler iki katlı ve bahçe içinde.
Ardan yüz yıllar geçse de.
Binlerce ev orijinalliğini aynen muhafaza etmekte...

Genelde son derece.
Temiz, sessiz, sakin ve.
Dost komşuluk ilişkileriyle.
Burası görülmesi gerekli bir mahalle...


Squirrel Hill mahallesi fotoğraflarım:

.

28 Temmuz 2017 Cuma

SHENANDOAH ULUSAL PARKI'NDA...



- 21-22 Temmuz 2017 -

İki aile bir arada.
Gittik hafta sonunda.
Shenandoah Milli Parkı'na.
Virginia'da...

1929-30’lu senelerde.
ABD’nin ekonomik bunalımlı dönemlerinde.
İş  alanı yaratmak  amacıyla işsizlere.
Başlanılmış bu Milli Park projesine…

Çok sayıda gençler çalıştırılmış.
Dağların üzerinden geçen bir yol yapılmış.
Yeni bir Milli Park planlanmış.
Ve 1939 yılında bu Park açılmış…

Günümüzde Virginia Eyaleti sınırları içinde.
322 kilometre karelik bir yüzeyde.
Ortalama 1000 m yükseklikte.
Bir Ulusal Park, Mavi Dağlar’ın üzerinde…

Dar ve  uzun bir yapıda.
Güney-Kuzey doğrultusunda.
Bakımlı, düzenli.
Shenandoah güzel bir Park aslında…

169 km’lik bir karayolu.
Dağların üzerinde seyrediyor.
Gelip-geçen ziyaretçilere.
Güzel manzaralar sunuyor…

Gidebiliyorsunuz bu yolda 70 km hızla.
Seyir terasları var çok sayıda.
Keyifle geziniyorsunuz dura kalka.
Birçok motosiklet, bisikletliyle bir arada…

Çok sayıda ulu ağaçlar.
Çiçekler, kelebekler, mantarlar, kuşlar.
Tavşanlar, sincaplar, ayılar.
Hepsi bu Park içinde bulunuyorlar…

Bu Ulusal Park’ta.
800 km uzunluğunda.
Trekking yapacaklara.
Bir yürüyüş parkuru da bulunmakta…

Park 8-9 ay açık tutuluyor.
Parka girişe yüklü bir para alınıyor.
Dileyenler ahşap evlerde kalabiliyor.
Ziyaretçiler sıkı biçimde denetleniyor…

Çok  güzel piknik alanları.
Dinlenme yerleri, yürüyüş yolları.
At ile gezinti parkurları.
Keyifli bir yer Shenandoah Ulusal Parkı

Gittik biz de buraya.
Geçen hafta sonunda.
Kaldık ailece iki gece.
Ulusal Park içinde bir kulübede…

Güzel vakit geçirdik.
Kendimiz pişirdik, kendimiz yedik.
Çiçekler, kuşlar, ayılar gördük.
Parkın güzelliğine hayran kaldık…

Sonbaharda.
Ekim-Kasım aylarında.
Tüm yapraklar başlıyormuş önce sararmaya.
Sonra da kızarmaya…

İşte esas şölen.
O zaman başlıyormuş.
Bu muhteşem görüntüyü görmek için.
Shenandoah’ya yeniden gelmek gerekiyormuş…


Shenandoah Milli Parkı Fotoğraflarım:

.

19 Temmuz 2017 Çarşamba

KEMALİYE KAPI TOKMAKLARI...



Hanedeki bilmez geleni kimdir
Kalın sesli erkek, ince gelindir
Tokmak vurunca anlarsın kimdir
Ondan önemlidir kapı tokmağı
...............

Kapı, bir evin en önemli yapısıdır.
Evin içi ile dış ortamın bağlantısıdır.
Bir durak'tır, bir sınır'dır.
Aşılması belli kurallara bağlıdır...

Kemaliye (Eğin) evleri.
Genellikle ahşap kapılı.
Çoğunlukla  çift kanatlı.
Ve de metal tokmaklı'dır...

Kapı tokmaklarının iki işlevi vardır.
Tokmağa vurularak ses çıkartılır.
Eve bir gelen olduğu duyurulur.
Ya da tokmak çekerek kapı kapatılır...

Kemaliye'de evin tokmakları metal yapılıdır.
Demir ya da sac'tandır.
Güzelliği ya da ayrıntıları.
Ev sahibinin zevk ve zenginliğini yansıtır...

Kapı tokmakları özenli bir işçilikle yapılır.
Üzerinde çeşitli bezeme unsurları vardır.
Yerel demir ustaları burada hünerlerini yansıtır.
Her ev için farklı desenler yapılır... 

Örneğin, şeytanı korkutmak maksadıyla.
Şeytan'ın bizimle birlikte eve girmemesi amacıyla.
Şeytan'ı korkutan ve kovan yılan bezemeleri.
Kapıların tokmaklarına yerleştirilirdi...

Kemaliye evlerini kapı bezemelerinde.
Ejder, Yılan, Hayat ağacı.
Güneş adam ve Koçbaşı gibi sembolik formları.
Evi koruduğuna ve bereketini arttırdığına inanılırdı...

Kapı tokmağı veya Tak tak.
Kapı halkası ya da Şak şak.
Kapı göbeği ya da.
Kapı Şıkkırik Aynası...

Düğme, Mıh, Kos veya Köstek.
Kabara, Güllap, Zemberek ve Çekecek.
Kemaliye kapı  tokmaklarını. 
Anlamak için bilmek gerek...

Hepsi biri birinden farklı.
Güzel, anlamlı ve alımlı.
Farklı estetik bir yapılı.
Kemaliye Kapı Tokmakları...

Bu tokmakların. 
Son yapımcısına.
Rast geldik Kemaliye Çarşısı'nda.
Mustafa Demirci Usta'ya...

Kaç göbekten beri bu işi yapıyorlar.
Geleneği koruyorlar.
Yüzlerce Tak Tak yapıyorlar.
Kapıların güzelleşmesine katkı veriyorlar...

Mustafa Demirci.
Her Kemaliye insanı gibi.
Kâmil ve olgun bir insan.
İşini bilen, örnek bir emek Ustası...

Sözün özü: Kemaliye'yi görmeli.
Evlerine, kapılarına,Tak Tak'larına.
Şöyle içten bir bakmalı, usulüyle kapıyı çalmalı.
Ve "Merhaba" deyip içeriye dalmalı...
...............

Desenler vardır ayrı manada
Hasret acısı var her bir hanede
Zil icad olsa da lâzım gene de
Eğin'de önemli Kapı Tokmağı


NOT: Maniler, Şair Yavuz Eğitmen'den, bilgiler ise  Erzincan Üniversitesi Öğretim Görevlisi sayın Türkan Sarp'tan alınmıştır. Teşekkürlerimle...

Kemaliye Kapı Tokmakları Fotoğraflarım:

.

17 Temmuz 2017 Pazartesi

NİZAM-ÜL MÜLK'ÜN MEZARINDA...



"Küfr ile belki amma zulm ile paydar kalmaz memleket" Nizam-ül Mülk

...............

"Nizam-ül Mülk".
Mülk'ün nizamı, ya da Mülk'ün düzeni anlamında..
Mülk kelimesi de "Devlet" olduğundan
Nizam-ül Mülk, "Devletin Düzeni" manasında...

Nizam-ül Mülk.
Selçuklu Devleti Sultanlarından.
Alparslan ve onun oğlu Melikşah'ın.
Veziri ve büyük bir Devlet adamıdır...

1018 yılında.
İran'ın Tus şehrinde doğmuştur.
Asıl adı "Nizam-ül Mülk" değildir.
Ali Hasan bin Ali'dir...

1064-1092 yılları arasında.
28 yıl  büyük Selçuklu devleti Veziridir.
Dönemin Halifesi tarafından.
"Nizam-ül Mülk" ünvanı ile taltif edilmiştir...

Özellikle Melikşah döneminde.
Selçuklu Devletinin nizam ve düzeninde.
Siyasetinde, adaletinde ve biliminde.
Devletin yönetilmesinde tek önderdir...

Nizamiye Medreseleri'nin kurucusudur.
Burası dönemin Siyaset Bilimi Üniversitesidir.
Nizam-ül Mülk'ün "Siyasetname" kitabı ise.
Dünya Siyaset Tarihi'nin önemli eserlerinden birisidir...

İkta sisteminin kurucusudur.
Günümüzdeki vergi sisteminin yaratıcısıdır.
Devlet içinde gelir-gider raporlarını hazırlatan kişidir.
Talebelere yurt ve burs imkanları sağlayan ilk Vezir'dir...

Nizam-ül Mülk tüm bunların dışında.
"Adalet, Mülkün temelidir".
Yani "Adalet, Devletin esasıdır".
Sözünün de yaratıcısıdır...

Bu değerli Devlet adamı.
Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah ile.
Üçü de ayni dönemde.
Yaşamıştı ve arkadaşlardı...

Nizam-ül Mülk, ne yazık ki.
Hasan Sabbah'ın müridi.
Bir Haşhaşi tarafından 1092 yılında 74 yaşında katledildi.
Ve Selçuklu Devleti dağılma sürecine girdi...

İşte bu önemli Devlet adamına.
Saygılarımızı sunmaya.
Gittik topluca.
İsfahan'daki mezarına...

Mezarı bir mahallede evler arasında.
Kerpiç duvarlar arkasında.
Kapalı bir kapının ardında.
İsfahan'da...

Kapalı kapıyı zorla açtırdık.
Bakımsız, tozlu mezarla karşılaştık.
Bu devlet adamın şimdiki haline acıdık
Üzüldük ve de şaşırdık...


Nizam-ül Mülk Mezarı fotoğrafları:

.

15 Temmuz 2017 Cumartesi

40 SÜTUNLU SARAY




Chehel, 40 demek Farsça'da.
Sotoun'da  bildiğimiz "sütun" anlamında.
Chehel sotoun da.
40 sütun manasında...

Aslında bir Saray burası.
20 sütunlu.
Evet 20 sütun'lu.
Ve de önünde bir büyük Havuzu...

20 sütunun.
Bu havuzda yansımasıyla.
Sütun sayısı bir anda.
Çıkıyor 40'a...

Bu nedenle 40 sütunlu.
Denilmiş bu yapıya.
Sütunların.
Havuzdaki yansımasıyla...

Çehel Sütun Sarayı.
Safavi Hükümdarı.
Şah Abbas yapısı.
Yapımı 1600 yılı... 

Saray, 67 dönümde.
Mükemmel bir bahçe içinde.
110 x 16 m boyutlu bir  havuzla.
Ahşap ve ihtişamlı bir yapıda...

Sarayın taht salonu.
Duvar resimleri ile dolu.
Bu freskler Safavi dönemi.
Savaş sahnelerinin simgesi...

Bunların bizce en önemlisi.
1514 senesi.
Şah İsmail ve Yavuz Sultan Selim ile.
Arasındaki Çaldıran Muharebesi tasviri...


40 Sütunlu Saray fotoğraflarım:

.

13 Temmuz 2017 Perşembe

NAKŞI CİHAN MEYDANI...



- 30 Mayıs 2017 Salı, İsfahan -

Dünyanın en büyük alanı.
Tiananmen Meydanı'nı.
Görmüştüm Pekin'de.
2012 senesinde...

Devasa Yasakşehir'in önünde.
Taksim Meydanı'ndan 13 kat büyüklükte.
440 dönüm meydanda.
Kurulmuştu düz ve boş bir alanda...

Dünyanın belki en büyük meydanıydı.
Büyüklüğüyle Tienanmen Meydanı.
Kanımca dünyanın en güzel alanı.
İsfahan'daki Nakşı Cihan Meydanı...

Burası, 508 m boyuyla.
160 m eniyle.
Ve 90 dönüm büyüklüğüyle.
Sıralamada dünyada ikincilikte...

Başkent ilân eden İsfahan'ı.
Safevi Hükümdarı.
Şah Abbas'ın sosyal ihtiyaç alanı.
Nakşı Cihan Meydanı...

İnşasına 1598 yılında başlanmış.
1629'da da tamamlanmış.
Nakşı Cihan Meydanı.
Günümüzde bir Unesco Kültür Mirası...

Güneyde Şah Camisi.
Doğuda Şeyh Lütfullah Camii.
Batıda Ali Kapu Sarayı.
Ve dört tarafı Kapalı Çarşı...

Meydanın ortasında.
Durduğunuzda.
Göremiyorsunuz başka hiç bir binayı.
Görüyorsunuz yalnızca bu muhteşem yapıtları...

Etraftaki tüm kapılar, camiler, kubbeler.
Muhteşem çinilerle bezenmişler.
Yedi renkli mozaik çini süslemeleri.
Ve hat yazılarının güzelliği oldukça etkileyici...

Meydanın dört bir yanını.
Çeviren Kapalı Çarşı'sı.
Gümüş, bakır, ayna, ipek halı.
Kilim, oyma ve minyatürlerle dolu...

Nısf-ı Cihan İsfahan.
Belki güzellikte dünyanın yarısı.
Ama Nakşı Cihan Meydanı.
Kanımca dünyanın en yahşi alanı...


Nakşı Cihan Meydanı Fotoğraflarım:

.

11 Temmuz 2017 Salı

Sİ-o-SE POL...




- 30 Mayıs 2017 Salı, İsfahan -

Siotuz manasında.
Farsça'da.
Se ise 3 anlamında.
Bildiğiniz gibi tavla'da...

Si ve Se.
Bir araya geldiğinde.
Araya "ve" kelimesi olan "o" da girdiğinde.
Farsça'da denk geliyor 33'e...

Pol kelimesine gelirsek.
O da "Köprü" demek.
Si-o-Se Pol de.
33 Köprüsü,  tam çevirisiyle...

Si-o-Se Pol.
33 kemerli tuğla bir köprü.
Zayende nehri üzerinde.
İran'ın İsfahan kentinde...

Şah Abbas'ın kumandanlarından.
Allahverdi Han tarafından.
Yaptırılmış üç yılda.
1599-1602 yılları arasında...

298 m uzunluğunda.
14 m kalınlığında.
33 tane kemerli açıklığıyla.
Char Bagh (4 bağ) caddesinin sonunda...

Bundan başka.
Üç köprü daha.
Var İsfahan'da.
Yapılan Şah Abbas zamanında...

Şehristan, Khaju.
Ve Chubi adında.
Kemerli, tuğla yapılarıyla.
Hepsi de çok güzel köprüler aslında...


Si-o-Se Köprüsü Fotoğraflarım:

https://photos.google.com/share/AF1QipNydGztMj7GXPfTRw7xo3vIKnJa-L-t_ttapOek-HCx0srYsPoxpd_-WYJXX-4hdg/photo/AF1QipN1R3XG7JJjjz4G8A3vWBudkqhdRFzRUQ9viEB8?key=cEFiV185anMzQ1c0UzNKYWkxR2M4NXpTYjc5cW1B&hl=tr
.

8 Temmuz 2017 Cumartesi

BÜYÜK YUNANİSTAN TURU...



- 24 Haziran-2 Temmuz 2017 -

Ankara Üniversitesi.
Kültür Gezginleri.
Yeni bir gezisi.
Yunanistan ziyareti...

Bayramın bir gün öncesinde.
Çıkıyoruz Ankara'dan otobüsle.
İstanbul-İpsala yoluyla.
Gireceğiz Yunanistan'a...

Gezeceğiz Trakya, Makedonya.
Teselya ve Mora.
8 gün sonra da.
Döneceğiz Ankara'ya...

50 kişilik bir grupla.
Koyuluyoruz yola.
Bayram namazında.
Ulaşıyoruz İpsala'ya...

Meriç nehri'ni geçiyoruz.
Yunanistan topraklarına giriyoruz.
Rodop dağları eteklerinde ilerliyoruz.
Çepeli köyü'nde kahvaltımızı yapıyoruz...

Gümülcine'ye geçiyoruz.
Irkdaşlarımızın Bayramını kutluyoruz.
Gümülcine Türk Gençlerbirliği Derneğini
Kapalı olduğu için ziyaret edemiyoruz...

21 saatlik bir yolculukla otobüsle.
Ulaşıyoruz nihayet Selanik'e.
Atatürk'ün doğduğu yere.
Ve ilk ziyaretimiz Atatürk Evi'ne...

Selanik, oldukça benziyor İzmir'e.
Kalesi ve Beyaz Kule'siyle.
Bizans ve Osmanlı eserleriyle.
Konaklayacağız burada bir gece...

Ertesi gün tekrar koyuluyoruz yola.
Olimpiya dağında ilk mola.
Sonrasında kayalar üstündeki dini yapılarıyla. 
Hayran kalıyoruz Meteora'ya...

Yolun sonunda.
Varıyoruz akşam üzeri Atina'ya.
Pire'de Türk Limanı'nda.
Yemek yiyoruz deniz kenarında bir Taverna'da...

Ertesi gün Atina'da.
Geziyoruz Akropolis'de, Agora'da.
Parlamento Binası, Zeus Tapınağı'nda.
İlk Olimpiyat Stadı ve Plaka'da...

Bir gece daha kaldıktan sonra Atina'da.
Ver elini Korint Kanalı'na.
Burada bir süre kanalı fotoğraflama.
Ve ardından geçiş yapıyoruz Mora yarımadasına...

Sonrasında geliyoruz 50 km güneyde.
Unesco Kültür Mirası bir kente.
Truva Savaşı kahramanı Agamemnon sarayına.
Mikena'ya...

Ardından Osmanlı'nın önemli bir kalesi.
Yunanistan'ın bağımsızlıktan sonraki ilk Başkenti.
Ulaşıyoruz deniz kıyısındaki Nafplio'ya.
Dolaşıyoruz daracık sokaklarında...

Ardından uğruyoruz Sparta'ya.
Antik Yunanistan'da.
Savaşçı bir toplumun Kralına.
Persler'e "gel de al" diyen Leonidas'a...

Akşam üzeri geliyoruz Kalamata'ya.
İri zeytinleri ile ünlü bir kasabaya.
Denize giriliyor masmavi sularında.
Gece konaklayacağız burada...

Sabah tekrar koyuluyoruz yola.
Modern asma köprülü Rion'da.
Veda edip Mora yarımadası'na.
Geçiyoruz feribotla tekrar Anakara'ya...

İlk durağımız Preveze Limanı'nda.
Giriyoruz Preveze'ye Mehter Marşı'yla.
Coşkuyla ve göz yaşlarıyla.
Selam gönderiyoruz Barbaros'a...

Sonrasında.
Geliyoruz Kanuni Sultan Süleyman'a.
Ve onun Veziri Pargalı İbrahim'in kasabasına.
Parga'ya...

Deniz kıyısında.
Çok güzel ve küçük bir koyda.
Turistik bir balıkçı kasabası.
Parga...

Oradan da ayrıldığımızda.
Geliyoruz konaklayacağımız Yanya'ya.
Tepedelenli Ali Paşa.
Çok meşhur bir kişi burada...

Kalesi, Osmanlı eserleri ve camileriyle.
Ortasındaki adası ve durgun gölüyle.
Dağlık, yeşillik ve ata yadigarı bir yöre.
Yanya, muhteşem görüntüsüyle...

Bir tam gün burada kalıyoruz.
Ertesi sabah Yanya'dan ayrılıyoruz.
Suları soğuk olup, bir tas bile içilemeyen.
Drama'ya varıyoruz...

Dar olup geçilmeyen.
Drama Köprüsü'nü görüyoruz.
Mezar taşlarını koyun sanan.
Debreli Hasan'ı anıyoruz...

Ardından Kavala'ya ulaşıyoruz.
Osmanlı eserlerini görüyoruz.
1924 mübadelesinde  Samsun'a göç eden.
Mübadillerimizi anıyoruz...

İskeçe'de uzunca bir mola..
Ardından bir mola da.
Çok hoş ve keyifli bir kasabada.
Son durağımız Dedeağaç'ta...

Uzunca bir duraksama gece yarısında.
Sınır geçişleri sırasında.
İpsala, İstanbul ve Ankara.
Turumuz bitiyor 4100 km yaptıktan sonra...


Büyük Yunanistan Turu Fotoğraflarım: