YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

21 Ağustos 2017 Pazartesi

AMERİKAN SANAT ve PORTRE MÜZESİ...



Washington'daki son günümüzdü.
Hava güzeldi.
Kızım Tuğba önerdi:
"Ulusal Portre Müzesi'ne gidelim" dedi...

Oldum olası.
Severdim resimleri, tabloları.
Doğrusu portreler çok ilgimi çekmezdi.
Çoğu durağan resimlerdi...

"Gitmesek olmaz mı" dedim.
"Ama çok güzel" dedi.
Anlattı ve sonunda beni ikna etti.
Görünce "çok beğeneceğimi" söyledi...

Smithsonian Enstitüsü'ne bağlı.
"Amerikan Sanatı.
Ve Portre Merkezi".
Buranın gerçek adı...

100 yılı aşkın bir zamandan beri.
Amerikan Sanatı'nın.
Dünyadaki.
En büyük, en kapsamlı merkezi...

Eski bir Patent Binası.
Burası.
1836'da yapımına başlandı.
Tam olarak 1842'de tamamlandı...

Neoklasik stiliyle.
Antik Yunan Mimarisi'ne benzerliğiyle.
Atina'daki Parthenon'u andıran biçimiyle.
Çok güzel bir yapı, olanca muhteşemliğiyle...

1861-1865 arasında.
Sivil Savaş sırasında.
Yaralı askerlere.
Kullanılmış Hastahane göreviyle...

1932 senesine kadar.
Görev yapmış Patent Binası olarak.
Kongre'nin Smithsonian Enstitiüsü'ne vermesiyle.
Müzeye dönüşmüş 1968'de...

Çok güzel bir bina.
Muhteşem sütunlarıyla.
Ortada geniş avlusu ve üzerindeki modern çatısıyla.
Ve de Başkan Lincoln'un  Balo Salonu'yla...

Amerikan Sanat Eserleri sergileniyor burada.
400 bini aşkın sanat eseri var deposunda.
7000 sanatçı temsil ediliyor bu Müzede.
Üç katta ve 17 farklı galeride...

Sergileniyor Kızılderililer, Avrupa'dan gelenler.
Amerikan iç Savaşından görüntüler.
Amerikan yaşamı, insanları, olayları, başarıları.
Bilim adamları, Sporcuları, Sanatçıları ve de Başkanları...

Gerçekten, mekânın olağanüstülüğüyle.
Sergilenen eserlerin çokluğu ve güzelliğiyle.
Hatta hatta Portreler'inin muhteşemliğiyle.
Burası da muhakkak görülmesi gereken bir Müze...


Amerikan Sanat ve Portre Müzesi Fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipMwAAKMSOiBykvqmIwIN4fyVFCzlP4YzlyUc0og2dv0Kmw0MuDVrGhM6dBhDQCUsw/photo/AF1QipPI1WvttcSlIj-1DBey3wWUa0qNNzgKzzXgRl7z?key=ZVdJTnJNNWE5RjhTYS0zMGhBY2xUakEtazZZUFZn

.

18 Ağustos 2017 Cuma

LURAY OTOMOBİL MÜZESİ...




Luray, ABD'nin Virginia Eyaleti'nde.
Shenandoah Milli Parkı sınırları içinde.
İlginç mağaraları ile.
Ünlü küçük bir belde...

Toplam nüfusu.
2010 senesindeki.
Verilere göre.
4895 sadece...

Her sene.
Yüz binlerce.
Gezgin geliyor bu beldeye.
Mağaraları görmeye...

Onları eğlendirmek için de.
Birçok etkinliklere.
Yer verilmekte.
Bu kentte...

Yeme, içme.
Halat üzerinde yürüme.
Labirent içinde gezme.
Ve birkaç da Müze...

Bu Müzelerden.
En ilginci.
En dikkat çekicisi.
Bir Otomobil Müzesi...

Car&Carriage Caravan Müzesi.
Bunun orijinal ismi.
Otomobil, Taşıma. 
Fayton ve Araba ile ilgili hepsi...

140'ın üzerinde obje.
Var bu Müzede.
Sırt sırta, iç içe.
Yaklaşık düzende...

1700'ler, 1900'lar.
Peugeot'lar, Cadillac'lar.
Rolls-Royce'lar, Ford'lar.
Hepsi buradalar...

Tümü gıcır gıcır, pırıl pırıl.
Güzellikte ayrı güzel her birisi.
Modern otomobilleri.
Yolda yaya bırakır bunların hepisi...

Luray Otomobil Müzesi Fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipMWDDal4cyk_XI1DILce6He8qzmMSRF2nE8DtMYClsgF8GS8XQqPp2QN77BFJDyFA/photo/AF1QipOwHC1qBefBXTzHsYRspCi_gJpmWUYpFyg_oTGl?key=bms4cTZiQmQxVlBYc1QxVEJiNk5aQW1tREJydGZn

.

15 Ağustos 2017 Salı

NGA DOĞU BİNASI...




Washington'daki.
Ulusal Sanat Galerisi.
Oldukça eski.
Bir Sanat Müzesi...

Önceki yazımda anlattığım Batı Binası.
Klasik bir yapıydı.
Doğu Binası ise farklı.
Yeni ve Modern bir yapı...

Doğu Binasını.
Üç yıl önce görmüştüm.
Daha tamamlanmamıştı.
Sergilemeler henüz başlamamıştı...

2016 senesinde.
Yani 2 yıl önce.
Bina bitirilmiş.
Eserler sergilenmesi başlamış...

Doğu Binası'na.
Batı Binası'ndan.
Ve 4. Cadde'nin altından.
Bir geçitle geçiliyor...

Computer programlı.
41 bin LED ışıklı.
60 metre uzunluğunda.
Yürüyen merdivenli bir yolla...

Pablo Picasso, Henri Matisse.
Andy Warhol, Alexander Calder gibi.
Çağdaş sanatçıların eserlerini görmek için.
Bu yolu geçmek gerekli...

Geniş, aydınlık ve rahat alanlar.
Kübik, renkli ve büyük duvarlar.
Olağanüstü modern yapıtlar.
Doğu Binasındalar...

Eserlerin sahipleri.
Yapıtlarının güzellikleri.
Ve binanın modernliği.
Biri biriyle burada yarışıyor besbelli...

14 Ağustos 2017 Pazartesi

WASHINGTON ULUSAL SANAT GALERİSİ...



Ulusal Sanat Galerisi.
Ya da.
National Gallery of Art.
Washington'da...

Bu müthiş Müze.
Sanatsever kimselerle.
Onların bağışladığı eserlerle.
Gelmiş bu günlere...

Pittsburgh'dan kolleksiyoner.
Andrew Mellon, 1921 yılında.
İlk kez ve çok değerli tablolarla.
Öncülük yapmış bağışlarıyla...

Binanın temeli 1937'de atılmış.
1941'de tamamlanmış.
Kuzey Amerika'nın.
En büyük Müzesi olmuş...

Bu Müze'de 15 bin Fotoğraf.
4 bin Resim, 3 bin Heykel.
31 bin Çizim, 70 bin Baskı.
Toplam 125 bin eser var...

Müze.
Üç ayrı bölümden oluşuyor.
Doğu ve Batı binaları ile.
Açıkhava Heykel sergisiyle...

Batı binası.
Uzatılmış "H" biçiminde bir yapı.
Her tarafı.
Mermerlerle kaplı...

Ortasında Rotunda yer almakta.
Yüksek kubbeli tavanıyla.
Muhteşem yeşil mermer sütunlarıyla.
Roma'daki Pantheon'a benzer yapısıyla...

Batı binasında.
Ortaçağ'dan 20. yüzyıla.
Rembrant'tan, Van Gogh'a.
Birçok başyapıt resimler yer almakta...

Monet'ler, Renoir'ler, Degas'lar.
Pissaro'lar, Cezanne'lar, Rodin'ler.
Rembrant'lar, El Greco'lar, Titian'lar.
Raphael'ler, Michelangelo'lar...

Bellini'ler, Leonardo da Vinci'ler.
Gauguin'ler, Vincent Van Gogh'lar.
Delacroix'lar, Lautrec'ler, Rubens'ler.
Biri birinden güzel eserleriyle bu Müze'deler...

Bu muhteşem Sanat Galerisi'ni.
Gezmek bile alır birkaç günü.
Dilerseniz şimdi burayı hızla gezelim.
Doğu binası'nı sonraya bırakalım...

National Gallery of Art Fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipPVm94v4usAZCEyVY4QLzC-5rTm4tEk91M8f3j8YMdD5_KKTJ7vGbCNCnPXuv5mIg/photo/AF1QipNYo15qSGWr2Y73Z9GownV2yQF3YV1aO9NrLC06?key=S0FJcXNkdnBGRG9sdVllTUstRDFkUExhaW1wem53

.


11 Ağustos 2017 Cuma

ATLANTIC CITY NOSTALJİSİ...



Atlantic City'ye gitmiştim geçen hafta.
Anılarımı anlatmıştım son yazımda.
Kısaca geçmişine değinmiştim.
Bugün gelinen durumu özetlemiştim...

Atlantic City günümüzde.
Kumarhaneleriyle.
Ve çok sayıda otelleriyle.
Dönüşmüş para döndürülen bir kente...

Çoğu kişi buraya geliyor.
Kumarhanelere giriyor.
Uzun bir süre buralarda vakit geçiriyor.
Ve çoğu kez de kaybediyor...

Sosyal ilişkiler yok denecek seviyede.
Kişiler biri biriyle görüşmüyor bile.
Vakit geçiriliyor kumarhanelerde.
Birçok elektronik makinelerle...

Sosyal aktivite.
Hak getire.
Sabahtan akşama.
Makinelerin başında...

Atlantic City'nin.
Eski fotoğraflarını indirdim.
Şöyle bir göz geçirdim.
Aktivitelerin çokluğuna hayret ettim...

Güzel giyimli insanlar.
Broadwalk'ta piyasa yapanlar.
Mayolarını giyenler.
Kalabalık biçimde denize girenler...

Kongre Binaları.
Güzellik yarışmaları.
Dans edenler.
Biri biriyle sohbet edenler...

Meşhur kumarbazlar.
Al Capon'lar.
Marilyn Monroe'lar.
Miss America'lar...

Siz de bakın fotoğraflara.
Atlantic City'nin eski yıllarına.
O güzelim ilişkilere, dostluklara.
İmreneceksniz vallaha...

Lâf aramızda.
Şu kısacık yaşamımızda.
Bilgisayarla Cep telefonu arasında.
Sıkışıp kaldık gibi geliyor bana...

Nostaljik Atlantic City Fotoğrafları:

Atlantic City Güzel Eski Günler klibi:

.

10 Ağustos 2017 Perşembe

ATLANTIC CITY'DE...



Gecenin 03'ünde..
Dursun ve Temel sokakta birlikte yürümekte.
Temel'in bir tek don kalmış üzerinde.
Dursun ise anadan üryan ona eşlik etmekte...

Dursun şöyle.
Bir bakmış Temel'e.
"Ula Temel" demiş birden bire.
"Kumarda nerede duracağunu biliyorsun hergele..."

...............

Bu hafta sonu gittik Atlantic City'e.
ABD'nin doğu sahilinde.
New Jersey eyaletinde.
Kumar oyunlarıyla meşhur bir beldeye...

Şehir kurulmuş 1854 senesinde.
Ahşap bir yürüyüş yolu yapılmış sahilde.
Kumlar üzerine.
Boardwalk ismiyle 1870'te....

İlk Otel açılmış 1905 senesinde.
Bally's ismiyle.
1000 odalı bir otel 1929 yılında.
400 odalı Claridge Oteli de 1930'da...

1920'lerden sonra.
Turizm zirve yapmış burada.
İçki, Gece Kulüpleri ve gizli Kumar Odalarıyla.
Atlantic City'nin ünü yayılmış kısa zamanda...

Convention Hall (Kongre Salonu) yapıldı 1929'da.
Miss America Güzellik yarışmaları yapıldı burada.
En çok rating yapan programlardı 1960'lı yıllarda.
Güzellik Yarışmaları Amerikan Televizyonlarında...

1976'da yapılan bir referandum sonrasında.
Yasal Kumar oyunlarına başlandı 1978 yılında..
Birçok Casino'lar, Otel'ler açıldı hızla.
Atlantic City başladı birden para basmaya...

1980'lerde.
Donald Trump'ın öncülük etmesiyle.
Boks Maçları da başladı Atlantic City'de.
Mike Tyson her maçında burada çıktı ringe...

1990'larda.
Yeni açılan Otel ve Casino'larla.
En önemli bir Turizm Merkeziydi.
Atlantic City, Amerika'da...

Yakın bir zamana kadar Atlantik Şehri.
Doğu sahilinin Kumar Başkenti idi.
Yılda 28.5 milyon ziyaretçisiyle
33 bin çalışan ve 3.3 milyar dolar geliriyle...

Ancak son yıllarda ABD'de ekonominin bozulmasıyla.
Delawere, Maryland ve New York'ta.
Yasal Kumarhanelerin açılmasıyla.
Atlantic City düşüşe başladı olanca hızıyla...

Ben daha önce 1996 yılında da.
Gelmiştim buraya.
Atlantic City'deki hareketliliğe ve kalabalığa.
Hayret etmiştim o yıllarda...

Bu kez gittiğimde.
Atlantic City'ye.
Eski görkemiyle mukayese ettiğimde.
Gördüm ki gitmiş Atlantic City hayli geriye...

Yine Casino'larda oynayanlar.
Boardwalk'ta gezenler, tozanlar.
Otellerde kalanlar.
Var ama az sayıdalar...

"Onları bırak, ne kadar kaybettin" derseniz.
Temel gibi, kumarda nerede duracağımı iyi bilirim.
"Hiç kazanmadım" diyebilirim..
Ama "hiç kaybetmediğimi" de söyleyebilirim...

Anladınız tabii.
Kumar oynamayı bilmem ki.
Bizimkisi.
Zaten bir fotoğraf gezisiydi...


Atlantic City Fotoğraflarım:
.

3 Ağustos 2017 Perşembe

AMISH'LER...



Elektrik de Ampul de ABD'de icat edildi.
Graham Bell, telefonu ilk kez burada kullandı.
Otomobil ilk kez burada seri imalata başladı.
TV ve Bilgisayar kullanımı buradan dünyaya yayıldı...

Facebook'u, İnternet'i.
Google'u, İnstagram'ı, Twitter'i.
Ve de Uzay teknolojileri ile.
Övmek değil amacım ABD'yi...

21. yüzyılda ve bu ülkede.
Amerika Birleşik Devletleri'nde.
Elektrik, Telefon, Otomobil, TV ve Bilgisayar.
Tümünü hiç ama hiç kullanmayan binlerce insan var...

Amish'ler deniliyor bunlara.
Sayıları hiç de küçümsenmeyecek durumda.
2010 yılında yapılan bir araştırmayla.
Sayıları 250 bin'den fazla...

Öncelikle bir tarikat Amishler.
Hıristiyanlığın Menonit kilisesinden.
Kuruluşları oldukça eski, 1693'lerden.
Kurucusu da Jakob Amman,  İsviçre'den...

Farklı inanışlara uygulanan baskılarla.
Amishler geçmişler önce İsviçre'den Alsace'a.
Sonradan da Kral XIV. Louis zamanında.
Kovulmuşlar yakın ülkelere sonraki yıllarında...

1720-1755 yılları arasında.
300 civarında Amish göç etmiş Amerika'ya.
William Penn kucak açmış bunlara.
O yıllarda Pennsylvania'da...

1789 Fransız İhtilali.
Sonraki Napolyon dönemi.
Yerlerinden yurtlarından etmiş Amishler'i.
Bunların 3000'i daha tercih etmiş ABD'ni...

Amish denilen bu gruplar.
Oldukça tutucu dindarlar.
Kapalı bir toplumda yaşıyorlar.
Tarım ve marangozlukta hayli ustalar...

Evlerine elektriği sokmuyorlar.
Elektrikli hiçbir şey kullanmıyorlar.
Tüm gün tarlada çalışıyorlar.
Gece mum ışığında yaşıyorlar...

Tarlada Traktör filan kullanmıyorlar.
Toprağı halâ Karasabanla işliyorlar.
Otomobil'e binmiyorlar.
At'la çekilen Faytonları kullanıyorlar...

Köylerinde Kilise'ye ihtiyaç duymuyorlar.
Tanrı ile her yerde buluşulabileceğine inanıyorlar.
Akşamları kendi evlerinde dua ediyorlar.
Pazar günleri de ahırlarda toplanıyorlar...

Çok sade bir yaşam sürdürüyorlar.
Dışarıdan hemen hemen bir şey almıyorlar.
Her şeylerini kendileri yapıp, üretiyorlar.
Çok sade giyiniyorlar, basit bir yaşam sürüyorlar...

Devlet hizmetinde çalışmıyorlar.
Oy kullanmıyorlar.
Askerlik yapmıyorlar.
Vergi bile vermiyorlar...

Güçlü bir aile bağları var.
Dışarıdan evlenmiyorlar.
Ailede büyüğe saygı duyuyorlar.
Ortalama 6-7 çocuk yapıyorlar...

Tanrının insanı sade bir yaşam için yarattığına inanıyorlar.
Erkekler uzun kollu gömlekler giyiyorlar.
Kışın siyah fötr şapka takıyorlar.
Yazın ise beyaz hasır şapka kullanıyorlar...

Kadınlar da çok sade giyiniyorlar.
Pastel ve dikkati çekmeyen renkler.
Tek parça uzun kollu ve önlüklü  giysiler.
Başlarına siyah veya beyaz kep takıyorlar...

Erkekler evlendiğinde sakal bırakıyorlar.
Askerleri anımsattığı için bıyık bırakmıyorlar.
Kadınlar asla mücevher takmıyorlar.
En fazla bazı kutlamalarda çiçek takıyorlar...

Amishler başka dinden, mezhepten olanlarla evlenmezler.
Fotoğraf asla çektirmezler.
Radyo dinlemezler, TV seyretmezler.
Telefon, Cep Telefonu kullanmazlar...

Çamaşır ve bulaşıklarını elde yıkarlar.
Amishler Bankaya uğramazlar.
Banka Kartı kullanmazlar.
Sağlık Sigortası yapmazlar...

Erkekler ya tarlada çalışırlar.
Ya da marangozluk yaparlar.
Kadınlar ise ev işlerine bakar.
Ve çocuklarını yaşama hazırlar...

Amishler'in hepsi iyi çiftçidirler.
Toprakla haşır neşirdirler.
Ziraati çok iyi bilirler.
Mükemmel ürünler yetiştirirler...

Geçen hafta Pensilvanya'da.
New Wilmington'da bir ziyaret yaptık bu topluluğa.
Köylerine gittik, bazıları ile görüştük.
Temizliklerine, becerilerine hayret ettik...

Tertemiz, bembeyaz köy evleri.
Derli-toplu, bakımlı bahçeleri.
Güvenilir, sağlam kişilikleri.
Biz çok sevdik bu Amishler'i...

İki gün elektriksiz kaldığınızı.
İki gün Radyo dinleyemediğinizi, TV izleyemediğinizi.
İnternete giremediğinizi, kitap-gazete okuyamadığınızı.
Düşünün Cep telefonunuzu hiç kullanamadığınızı...

Telefondan, bilgisayardan, maillerin çokluğundan.
Günlük yaşamın hızından, koşuşturmalardan.
Trafik keşmekeşinde yorulduğunuzda.
Amishler gelsin biraz aklınıza...



Amishler ile ilgili kendi fotoğraflarım:

Amishler ile ilgili İnternetten Fotoğraflar:

.